İnsanın hayvanları ve kendini yok etmesi!

Yaratılış sisteminde her şey bir hesap üzerine var edilmiştir. Bu sistemde her canlı kendi varlığını sürdürme yeteneğine sahiptir. Bütün canlılar kendi hayatlarını sürdürebilmesi için başka canlılara ihtiyacı vardır. Tabiatta her canlı diğer bir canlı için gereklidir.

Bir canlının yok olması; o canlıya ihtiyacı olan birçok canlının yaşamını etkiler.

Canlıların hayatlarını nasıl sürdürecekleri, tehlikelere karşı nasıl önlem alacakları yaratıcı tarafından genlerine şifrelenmiştir. Bitkiler bahar mevsiminde su fazla iken büyümeye ve kendi için gerekli olan otsu ve odunsu kısımları gelişirken yaz gelince, neslini devam ettirmesi için hemen tohum vererek kuruması sonucu kışın soğukdan etkilenmeyerek yaratılıştan günümüze neslini korumayı başarmıştır. Hayvanlarda neslini devam ettirmek bazı yeteneklere sahiptir. Yiyecek bol olduğu zaman çok fazla üreyerek gelecek olan felakete hazırlık yapar.

Bitkiler ve hayvanlardaki bu değişiklileri takip ederek canlıları etkileyecek olaylar önceden belirlenebilir.

İlk yaratılışta canlılar bir birine yabancı yani bütün canlılar bir birine yabani idi. İstekleri ve amaçları genetik şifrelerindeki kodlarına göre yaşamaktı. Tabiattaki hayat uzun yıllar böyle devam etti.

Tarihsel gelişimde bazı dönüm noktaları var;

Ateşin bulunması,

Hayvanların ehilleştirilmesi

Tekerleğin keşfi,

Tarımın geliştirilmesi,

Sanayileşme gibi faktörler, canlıların lehine gibi görünerek, kuralına uygun kullanılmadığında doğayı ve canlıları yok etmektedir.

Sadece bitkiler ve hayvanlar yok olmamıştır.

Bazı topluluklar ve kültürler güçlü topluluklar tarafından yok edilmiştir.

İnsanlık tarihinde yılın belirli zamanlarında savaşmak ve kötülük yapmak yasaklanmıştır. Bu yasak zamana da haram aylar denilmiştir. Cahiliye döneminde Araplar hac zamanında herkesin güvenli hac yapabilmesi ve ticaretlerinin zarar görmemesi için bu aylarda savaş kötülük yapmamaktaydı. Bütün toplum bu aylarda huzur ve güven içinde hem seyahatini hem de ticaretini güvenlikli olarak yapıyordu. Kan davalı olduğu insanı ve düşmanını görse bile bu aylarda ona seslenmiyordu. Böylelikle huzurlu ve güvenlikli yaşamanın faydalarını görüp ticaretin getirilenden faydalanıp refah seviyesi artınca bir daha kötülük yapma ve savaşmak istememektedir. Bunu bozanlara da karşı çıkıldığından toplum huzur içinde yaşama geçmektedir.

İslam dini yılın her zamanında kötülüğü ve canlıları öldürmeyi yasaklamıştır. Saldırıya uğramadan, saldırılmayı yasaklamış ve bütün canlıların haklarına saygı gösterilmesi emretmiştir. İnsanın dünyada güvenlikli, huzurlu ve refah içinde yaşaması için çevresinin de yaşayan bütün canlıların mutlu yaşamalarına bağlıdır. Bunun için insanın çevresini ve etrafındaki canlıları koruması emrederek. dünyada huzur ve güven sağlamıştır.

Zengin ve imkanı olan her Müslüman'ın hac farizasını yerine getirmek için ihrama girdiği mikad bölgesinde insana bütün canlılarla nasıl yaşanacağının eğitimi verilmektedir. Bu bölgede, Bitkilere zarar vermek, av yapmak, bir hayvanı öldürmek yasaklanmıştır. Dünyanın her tarafından gelen insanlara çevrelerindeki canlılara nasıl davranılacağının eğitimi verilmektedir.

Bu eğitimde yeryüzünde insanların ne kadar yaşama ve hac yapma hakkı varsa diğer canlılarında o kadar yaşama hakkı vardır demektir. Tabiatın bitkisi, hayvanı insanı, bildiğimiz veya bilmediğimiz bütün canlılarıyla bir bütün olduğu bu bütünlüğün bozulmamsı gerektiğin bildirilmektedir. İnsandan başka canlılarında yaşama hakkının olduğu bütün insanlara hayatlarında sayılı günde olsa da tatbik edilmektedir. Hac farzını yerine getirip ayrıldıktan sonra yaşadığı çevrede canlılara ihramdaymış gibi davranırsa her insan buna uyarsa yaşadığı bölge cennet olur.

Yabani hayvana hiç insan eli değmemiştir. Hayatını sürdürmesi için insana ihtiyacı yoktur. Yabani hayvanlara insanın müdahalesi;

Direk öldürmek veya yaşaması için gerekli olan bir faktörü yok etmek şeklinde olmaktadır.

Direk öldürmek;

İnsan yeryüzünde yaşamaya başladığından günümüze kadar hayatını sürdürmek için bitkileri toplamış ve hayvanları avlamıştır. İnsan bu iki eylemi ile hayatını sürdürmüştür. Toplayıcılık ve avcılık ilk zamanlar sadece asgari ihtiyacını karşılamak için yapılırken zamanla gelişim göstermiştir. (Geçmiş makalelere bakılabilir)

Tarihsel süreç içinde insanın gelişimine paralel olarak avcılıkta şekil değiştirmiş sadece ihtiyaç için değil derisi dişi, boynuzu süs eşyalarında kullanmak için milyonlarca hayvan avlanmış çoğu hayvanın nesli yok edilmiştir. Eğlenmek, güç göstermek, eğitim için de av yapılmıştır. Av yapılırken hiçbir kural yoktur. Orantısız bir güç kullanılmıştır.

Son 50 yıl içinde çevrenin, doğal hayatın ve ekolojik dengenin önemi anlaşılmış, önlem alınmadığı taktirde insanlığın sonunun geleceği fikri kabul görmüş ve doğal hayatı, ekolojik dengeyi korumak için sözleşmeler, kanunlar ve yönetmenlikler çıkarılmıştır.

Ülkemizde Hayvan Hakları Sözleşmesine uygun olarak 01. 07. 2003 yılında 4915 sayılı Kara avcılığı kanunu çıkarılmıştır. Birçok yönetmenlikle yabani hayvanlarının nasıl ne zaman avlanacağı belirlenmiştir. Bu kanun ve yönetmelikler eksiği de olsa çok büyük öneme sahiptir.

Yabani hayvanların direk olarak öldürülmesinde birinci sırada avcılık gelmektedir.

Kara avcılığı günümüzde;

Ateşli silah,

Tuzak kurarak veya Hayvanların bazı zaaflarından faydalanarak yapılmaktadır.

Avın ne zaman, nerede, ne ile, nasıl ve ne kadar yapılacağı kanun ve yönetmeliklerle belirlenmiştir. Bunlara uymayanlara uygulanacak cezalar belirtilmiştir. Her tür kara hayvanı için bölgelere göre av tarihleri belirlenmiştir. Nesli tehlike altında olan türlerin avlanması yasaklanmıştır. Avcılık yabani hayvanları yok etmek için değil nesillerini devam ettirmede etkili olmak için kurallar dahilin de yapılmalıdır. Bu amaca hizmet etmeyen avcılığa kesinlikle izin verilmemelidir.

Yabani hayvanların en korunaksız ve güvensiz olduğu zamanlar üreme ve beslenme zamanlarıdır. Bu mevsimlerde kesinlikle av yapılmamalıdır. Yabani hayvanların üreme alanları koruma altına alınmalıdır. Üreme mevsiminde hayvanların avlanması sadece avlanan hayvan yok edilmez. Aynı zamanda yavruları varsa onlarda yok olur. Doğuran hayvan ise doğuracağı veya doğurduğu hayvan yok olur. Yumurtlayan hayvan ise yumurtaları ve yavruları yok edilir.

Anlaşılması için örneklendirmek gerekirse bir keklik 10 ile 20 tane yumurta yaparak kuluçkaya yatar. Ortalama 15 tane kabul edersek 15 yumurtadan 12 tane keklik yavrusu çıktı ikisi öldü. Kaldı 10 tane bunun yarısını diğer yabani hayvanlar ve avcılar öldürdü. En kötümser hesaba göre hayatta 5 tane kaldı. 1 tanede anası 6 tane keklik kuluçkaya yatarsa 30 tane keklik olur. İkinci seneyi hesaplamaya gerek yok. Üreme mevsiminde bir dişi keklik öldürmek en az 30 tane kekliği yok etmektir.

Av hayvanı olmayan ve eti yenmeyen hayvanların avlanması var. Sadece insanın içindeki üstünlük hakimiyet duygusunun tatmini için yapılan avcılık. Bu eylem en hafifi ile sadece sadistlik olarak tanımlanır. Bu kişiler kendilerini tedavi ettirmelidirler.

Bir baykuşu öldürdüğünüzde senede 200 yakın farenin çoğalmasına neden olacaksınız. Sonrada farelerin ve tavşanlardan kurtulmak için çareler arayacaksınız.

Sayıları çok az kalan ve koruma altında olan dağ keçisi, Anadolu dağ koyunu, ceylan, geyik, karaca, sakallı akbaba, telli turna ve adını burada sayamadığımız yüzlerce hayvan hiç avlanmamalıdır.

Her gördüğümüz hayvana her zaman her yerde ateş edip öldürmemeliyiz. Bu hayvan belki de nesli tükenme tehlikesi altındadır. Bölgemizde üreyip çoğalacak oraya bir değer katacaktır.

Göçmen kuşlar yılın belli zamanının ya üremek ya da dinlenmek için bir bölgede belirli süre kaldıktan sonra geri dönerler. Bu hayvanların göç yolunda, yerleştikleri yerde avlanmaları ve öldürülmeleri insanın misafirini öldürmesiyle eşdeğerdir.

Onlar bizim misafirlerimizdir. Onların güvenliğinden biz sorumluyuz.

Av yapacak kişinin avcılık ile ilgili kanun ve yönetmenlikleri, avın serbest olduğu zamanı, ve avlayacağı hayvanın yaşam döngüsünü çok iyi bilmelidir.

İnsan hayvanları yok ettiğinde, çevresini ve ekolojik dengeyi bozduğunda kendisinde yok olacağını bilir ve hiç avlanmaz.

Yabani hayvanlar bizden yaratıcının bütün canlılara verdiği, uluslararası sözleşmelerden, kanun ve yönetmenliklerden kaynaklanan haklarını istemektedir.

Dünya bütün canlılarla güzeldir. Bu güzelliği bozmayalım.

YORUM EKLE