Hayvancılıkta değişim ve üretim sorunumuz!

Canlı ve cansız her şeyin bir ömrü vardır. 

Bu Ömür bazen kısa bir an, bazen uzun bir vakit, bazen de sonsuz zaman gibi görünebilir. 

Bu ömür kendi içerisinde çeşitli evrelere ayrılır. 

Bu evrelerin süresini çevresel şartlar ve alınan kararlar belirler. 

Hayvancılığı bu süreç içerisinde değerlendirmek gerekir.

İnsanların hayvanları avlayıp karnını doyurduğu, Hayvanları ehlîleştirdiği, tekerleği, sabanı keşfetmesi ve bu keşifleri ulaşım ve tarımda kullanarak çağ atladığı zamanlardan bahsetmeyeceğim. 

İnsanlığın bugünkü gelişimi koyuna, ata, eşeğe, ineğe, öküze ve deveye borçludur demeyeceğim. 

Osmanlı devletinin son iki yüz yılda ekonomi ve savaşlardaki başarısızlığının en büyük nedeni sığır vebası, koyunlarda ki çiçek, atlardaki ruam salgını olduğundan söz etmeyeceğim.

Tarihi insanlar yazar, toplumların gelişimi ve değişiminide hayvanlar belirler.

Bugünkü gelişmiş devletlerin, ileri teknolojiye sahip ülkelerin, dünyanın en zengini olan ailelerin bu zenginliklerinin başlangıcında tarım ve hayvancılık vardır.  

Ülkemiz hayvancılığını bu bakış açısıyla değerlendirelim.

Tarım ve Hayvancılık son elli yıla kadar halkımızın çoğunluğunun tek geçim kaynağıydı. 

Geçinmek ve yaşamak için tarım ve hayvancılık yapmak zorundaydık.

Ülkeler arasında bu kadar etkileşim olmadığı için diğer ülkelerdeki değişimler ve ilerlemeler bizi günümüzdeki kadar etkilemiyordu. 

Dünya çok büyük, komşu ülkeler bize çok uzak görünüyordu. 

Tarım ve hayvancılıkta kendi kendimize yetiyorduk.

Fazlamız vardı. 

Tarım ve Hayvansal ürünleri ihraç eden ülkeydik.

Sistem ona göre kurulmuştu.

Kapalı toplumduk.  

Amatör olarak çalışıyorduk. 

Son elli yılda dünyaya açıldık.

Diğer ülkelerle iletişim ve etkileşimimiz arttı.

Dünya küçüldü.

Dünya bir köy haline geldi.

Bize çok uzak olan komşu ülkeler kapı komşumuz kadar yakın oldu. 

Bu değişikliklerden etilendik. 

Bizimde daha rahat yaşamaya, yemeye, içmeye, eğlenmeye hakkımız olduğunu düşündük. 

Avrupalı olmak istedik. 

Açık toplum olduk.

Profesyonel olarak çalışmaya karar verdik. 

Sistem değişti.

Artık dünya sistemi ile bütünleştik.

Dünya sistemi ile bütünleşince yükümüz azalacaktı ama öyle olmadı. 

Avrupa nasıl kalkındı ise bizde öyle kalkınmaya karar verdik. 

Tarım ve hayvancılık adına Avrupa’da hangi kurum varsa biz de kurduk.

Bizdeki kurumları da Avrupa’daki kurumlara benzettik.  

Kendi sistemimizi değiştirdik.

Biz bu duruma yabancı değildik. 

Anayasa ve kanunlarımızı da böyle yapmıştık.

Avrupa topluluğuna girmek için tarım ve hayvancılık faslını açtık ve ne gerekiyorsa yapmaya çalıştık.

Koruyan, gözeten, doyuran ve güden anlamına gelen çobanı bile sürü yöneticisi olarak değiştirdik. 

Çobanın eşeği, kepeneği, heybesi ve yanında birde köpeği olduğu vakit her şey tamamdı.

Çoban sürü yöneticisi olduğu zaman eşek yerine dört çarpı dört araba gerekli oldu.

Yönetici eşeğe biner mi?

Size bu şaka gibi geliyor olabilir.

Bunun şaka tarafı yok. 

Amatör olarak çalışmanın yerini profesyonel çalışma aldı. 

Toplumun herkesimi artık sistemi çözdü.

Eskiden bankanın gölgesinde dinlenmeyi bile hoş karşılamayan vatandaşlarımız, FED’in faiz artırımı, dövizin yılık getirisini, Meksika’daki koyun ve Sırbistan’daki et fiyatını takip etmeye başladı.  

Bu gelişmeleri takip ederek kararını verdi. 

Eskiden kendinin çobanlık, çocuklarımın bakım ücretlerini hiç masrafa eklemezdi. 

Kendi ürettiği samanı, otu, posayı, arpayı hiç hesaba dâhil etmezdi. 

Kendime uğraş, çocuklarıma iş buldum, kendi ürettiğimi de değerlendirdim diye düşünürdü. 

Üretip yüksek fiyata satmak isterdi. 

Fiyatlar fazla üretim ile dengelenirdi.

Üretim fazla olunca fiyat düşük, üretim az olunca fiyat yüksek olurdu. 

Bu riske girmeyen üreticiler anlaşmalı üretim yapardı.

Et ve balık kurumu yıllarca anlaşmalı üretim yaptırdı. 

Hayvancılıkta çok faydalı bir üretim modeliydi. 

Sistem üretici ve tüketici arasına fazla müdahil olmazdı. 

Bu dengeyi kendi anlaşmalı ürettiği ürünlerle dengelemeye çalışırdı.

Başarılı da oldu.

Pancar, fındık, fıstık ve çay üretim kooperatiflerindeki başarı ve birliktelik hayvansal üretimde kurulamadı. 

Bu birliklerin başarılı olmasında en önemli etken fazla kazanç sağlanması değil alım garantisinin olmasıdır.

Hayvansal üretimde üretici yerine tüketici tercih edildi.

Tüketiciye ucuz hayvansal ürün ulaştırmak için, ithalata gidilince tüketici ucuz ürüne ulaştı ama üretici zarar edince hayvancılığı bıraktı.

Sistemin daha iyi anlaşılması için bir örnekle açıklayalım.

Profesyonel koyunculuk yapmaya karar veren bir üreticinin gelirini ve giderini hesaplayalım. Kolay anlaşılması için 100 koyun yetiştirme üzerinden hesaplama yapalım,

Toplam dört yüz bin Türk Lirası gideri olacak 

Toplam dört yüz otuz iki bin bin geliri olacak

Giderler en düşük fiyattan, gelirler en yüksek fiyattan hesaplanmasına rağmen 

Yüz koyundan otuz iki bin TL kazanç sağlayacak. 

Koyunu yününün ekonomik değeri yok, koyunun sütünü değerlendirmez ise ya başa baş ya da zarar edecek.

Bu hesabın detayı yazının sonunda verilmiştir.

İsteyen inceleyebilir.

Koyuna harcanan dört yüz bin lirayı en düşük faiz veren bankaya yatırsa, yüzde on-on altı dan altmış dört bin TL getirisi olacak.  

Bir yıl çalışmaya ve risk almaya rağmen faiz geliri kazançtan iki kat fazla. 

Siz olsanız bu durumda profesyonel koyunculuk yapar mısınız? 

Koyunculuk kazandırmıyor da koyun üreticileri neden üretime devam ediyor? 

Devletin hibe, düşük faizli işletme, bakım kredileri, çoban desteği ile devam edebiliyorlar. 

Millet değil devlet koyunculuk yapıyor.

Eskiden Amatör olarak nasıl yapılıyordu?

İşletme gideri, çobanlığı, sağımı, bakımını kendi yapıyor, kaba yemi ve arpayı kendi üretiyordu. 

Bu harcamalara yaptığı nasraf kendine kazanç olarak kalıyor, 

Ayrıca kuzulardan sütten Kazanç sağlıyordu. 

Amatör bir işletme 200 bin lirasını yaklaşık iki yüz bin Tl kazandırıyor.  

Üreticinin ürettiği üründen fazla kazanmasını istemesi en tabi hakkıdır. 

Tüketicinin de satın alırken en sağlıklı ve en ekonomik ürünü almak istemesi en doğal hakkıdır.

***

Hayvansal ürünler ülkemizde pahalı tüketiciyi koruyalım diye hayvansal ürün ithal ederek fiyat dengelemek profesyonel üreticiyi üretimden uzaklaştırdı. 

Profesyonel yatırımcı kazanmayacağı yere yatırım yapmaz. 

Tarım ve hayvancılık; bir sebeple bu işin içine giren, geri dönüşte zorlanan ve başka hiçbir imkânı olmayan üreticilerle yapılmaktadır. 

Bu üreticilerde üretimde çok zorlanmakta, bir çıkış yolu buldukları anda tarım ve hayvancılığı terk edecekler. 

Devletin verdiği destekler, hibeler ile elde ettiği sermayeyi hayvancılık yaptığında kaybedeceğini düşünen üretici yatırımını başka alanlara kaydırmaktadır. 

Teşvik ile kurulan işletmeler, hibe ile alınan hayvanlar, işletmeyi büyüsün diye verilen destekler esas alanında kullanmamaya başlıyor. 

Ne yapıldığını herkes biliyor. 

Benim bildiklerim ve gördüklerim alanda olanların yanında devede  kulak kalır. 

***

Devlet otoritesinden üreticiyi korumak, kendi gelişimlerini kendilerinin yapması ve üyelerine destek olması için kurulan birlikler Avrupa ülkelerinde olduğu gibi teşkilatlanmadı.  

Üyelerine Pazar ve kazanç sağlamada yeterli olamadı. 

Üretim girdilerinde aşırı artış ve kıtlık olduğunda birlikler çözüm üretemedi. 

Fazla üretim olup fiyatlar düşünce birlikler üreticiden ürünü alıp fiyat istikrarını sağlamada etkili olmadı. 

Birlikler sadece devlet kurumları ile üreticiler arasında aracı kurum haline dönüştüler. 

Üreticiler devlet kuruluşlarını arar hale geldi.

***

Tarım ve hayvancılıkta ben koyun örneğini verdim. Siz bu örneği çeşitlendirebilirsiniz. 

Sebze üretiminden, meyve üretimine,  bitkisel üretimden, orman kaynaklı üretime her yerde sorun aynı.

Üreten memnun değil. Ürünüm elimde kalıyor, satamıyorum satsam bile zarar ediyorum diyor. 

Tüketici çok pahalı alamıyorum diyor. 

Üretende, tüketende, alanda satanda memnun değilse, o zaman sistemde bir bozukluk vardır. 

Çalışmadan kazanma, üretmeden tüketme sistemi değişmedikçe bu sorunlar ortadan kalkmaz. 

Çalışanlar, oturanlardan, üretenler tüketenlerden daha rahat bir yaşam elde etmedikçe, tarım ve hayvancılık tercih edilmez.

Bankaya para yatıran; tarlada güneş altında çalışandan, yaylada koyun otlatandan, uzun yolda yük taşıyandan daha fazla kazanıyorsa tarım ve hayvancılık tercih edilmez.

Dövizin, altının ve gümüşün getirisi elma, portakal, havuç, lahana, fındık çay yetiştirenden fazla ise tarım ve hayvancılık tercih edilmez.

Son pandemi de gıdanın stratejik önemini bize gösterdi. 

Önümüzdeki yıllarda küresel ısınma ve iklim değişikliği gıdanın stratejik önemi daha da artıracaktır. 

Teşviklerle, hibelerle ve desteklerle bu güne getirdiğimiz hayvancılığın gerileyip yok olmasını istemiyorsak, en kısa zamanda, hayvancılığı ilgilendiren bütün alanlarda yeni stratejiler geliştirmek zorundayız. 

Bu sistem böyle gitmez. 

Geç kalmanın işimizi daha da zorlaştıracağını bilinciyle, önümüzdeki yıllarda zorlu bir sürecin bizleri beklediğini kabul ederek geleceğe hazırlanmalıyız 

Hiçbir şey imkânsız değil.

Önemli olan karar vermek.

NOT: Yazının uzun olmaması isteyenin okuması için yukarıdaki hesapların açıklamaları

Profesyonel koyunculuk yapmaya karar veren bir üreticinin giderleri. 

İşletmeyi on beş bin TL’ye kiralayacak.   

Güncel fiyat, tanesi iki bin TL dan yüz koyun için. İki yüz bin TL verecek. 

Aylık Dört bin TL’ye çoban tutacak. Kırk sekiz bin TL verecek.

Altı ay merada otlatacak. Diğer altı ay beslemek için kaba ve keşif yem kullanacak. Bir tane koyun için beş yüz TL, yüz koyun için elli bin TL verecek.

Tedavi, aşı, ilaç ve sigorta gideri yirmi altı bin beş yüz TL harcayacak..

Yüz kuzunun merada otlatacak ve besleyecek beslemek için elli bin TL verecek 

Koyunu sağdırmak için bir sağıcıya aylık üç bin beş yüz TL üç aylık toplam on bin beş yüz TL verecek.

Toplam dört yüz  bin TL gideri olacak

Gelirleri ise;

Çok güzel verim alırsa yüz kuzu elde edecek. 

Yüz kuzuyu güncel fiyattan tanesi bin beş yüz TL den  satarak yüz elli bin TL kazanacak.. 

Koyunların tanesini de iki bin iki yüz elli TL den satarak iki yüz yirmi beş bin TL alacak. 

Koyunun yünü ile sütünü satacak

Yünü alan yok, 

Koyun başına elli litre süt, yüz koyundan toplam beş ton süt alacak. 

Sütün litresini on TL’ye satacak toplam elli bin TL kazanacak.

Koyun başına otuz TL devlet desteği yüz koyuna üç bin TL devlet desteği alacak.

Kuzular için otuz TL yüz kuzu için üç bin TL devlet desteği alacak..

Süte devlet desteği litre 200 kuruş toplam bin TL alacak.

Yılık toplam dört yüz otuz iki bin bin geliri olacak

Giderler en düşük fiyattan, gelirler en yüksek fiyattan hesaplanmasına rağmen Yüz koyundan otuz iki bin TL kazanç sağlayacak

YORUM EKLE
YORUMLAR
Zooteknist
Zooteknist - 2 hafta Önce

Hocam artık şu Tarım ve Hayvancılık söylemini bırakın. Hayvancılık tarımın bir koludur. Diğer kolu da bitkisel üretimdir.Bir de hesabınızda 100 kuzuya 30 lira destek demişsiniz. Böyle bir destek var mı. Anaç koyun desteği 30 lira orası tamam da kuzu desteği 30 lira diye bir destek yok...saygılar...

piraye
piraye - 2 hafta Önce

Sayın Hocam.. Tüm bunların düzelmesinin ana yolu ADALETTİR.. Bir Ülkede hukuk adil ve güvenilir şekilde işliyorsa, hayvancılığınız da ekonominiz de tıkır tıkır işler.. Avrupa birliğinden aldığımız yapılanma modelleri uygulanmadı ki başarı ya da başarısızlığını konuşalım.. hepsi laf olsun torba dolsun diye "mış" gibi yapıldı..

Çiftçi kardeş
Çiftçi kardeş - 2 hafta Önce

Senin mantığınla hareket edenler zaten batmaya mahkum hoca.kiralık çiftlikle iş mi olur.buna ne derler bizde bilen bilir.elalemin şeyiyle gerdeğe girilmez.senin hesap bağdattan değil en yakın meradan dönüverir hoca.

Lokman hekim
Lokman hekim @Çiftçi kardeş - 2 hafta Önce

Bende sizin söylediğinizi söylüyorum
Nedende anlayamamışım
Kolay gelsin sen gibiler olmada hayvancılık yapılmaz diyorum kendi giderlerini hesaba katmazsan yaparsın
Kolay gelsin
Dikkat et kendi şeyini kendi yetinde kullan başkasının merasına girersen sorun çıkar

kenan diker
kenan diker - 2 hafta Önce

hocam büyük baş da durum daha kötü. otlatma mera yok , gerçekten durum çok kötü , yem fiyatları durmuyor her gün zam yapıyorlar