Damızlık Birliğinden Şura gibi Hayvancılık Raporu! 

Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliğinden Şura gibi Hayvancılık Raporu! Hayvancılık sektöründe özellikle de kırmızı et sektöründe yaşanan sorunların tespiti yapılarak çözüm önerilerini ortaya koymak için kapsamlı bir rapor hazırlandı. Raporun, Tarım Orman Şurasından olduğu gibi, geniş bir yelpazenin (Hayvancılık işletme sahipleri, akademisyenler, eski ve yeni bürokratlar, sektör sivil toplum üretici temsilcileri, meslek örgütü temsilcileri, sanayiciler ve aile işletmeleri) görüşlerine başvurularak hazırlanması dikkat çekti. 

Damızlık Birliğinden Şura gibi Hayvancılık Raporu! 
banner200

Raporun hazırlanma gerekçesi “Bu çalışma sessiz çoğunluğun sesini duyurmak, farklı fikirler sunarak yapıcı, birleştirici, kapsayıcı bir anlayışla çözüm önerileri getirmek maksadı ile hazırlanmıştır” şeklinde hazırlandı. 

ÜRETİCİ ÖRGÜTLERİNE ÖZELEŞTİRİSİ 

Raporda, üretici örgütlerine yönelik yapılan özeleştiri de dikkat çekti. Tarım hayvancılıkta yaşanan sorunlara karşı üreticinin sesini duyurması gereken örgütlerin farklı nedenlerle ses çıkarmadıkları belirtilerek, şunlar kaydedildi; “Tarım ve hayvancılıkta yaşanan sorunlar bu kadar derinleşmiş ve çözüm adına farklı bir şeyler söylemek gerekirken kimse farklı ve muhalif bir bakış açısı ortaya koymamakta koyanların da sesi çıkmamaktadır. Sesi gür çıkabilecek sermaye sahipleri zaten sistem üzerinden kazanç sağladıkları ve gelecek gibi bir kaygıları olmadığı için susmaktadırlar. Sektörün en büyük ama en az sesi çıkan ve sesini örgütler vasıtasıyla duyurmayı bekleyen kitlesi, üreticilerin sesini ise çoğu örgütün kendi yaşamını sürdürme telaşı ve farklı nedenlerle ses çıkarmamaları yüzünden kimse duymamaktadır” 

SİYASET ÜSTÜ BİR ÇALIŞMA 

Yine raporda, çalışmanın amacıyla ilgili olarak ‘kamuoyunu ve Bakanlığı uyarmak, bilgilendirmek amacı dışında başka herhangi bir amacı olmayan, siyaset üstü mütevazi bir çalışma ürünü’ ifadeleri dikkat çekti. 

TÜRKİYE’DE HAYVANCILIKTA MEVCUT DURUM

Raporda, öncelikle hayvancılık sektörünün durum tespiti yapıldı. Buna göre; 

1980 yılında ülkemiz nüfusu 45 milyon iken, hayvansal varlığımız, 16 milyonu büyükbaş, 67 milyonu da küçükbaş olmak üzere 83 milyon idi Ancak bugün ülkemiz nüfusu 81 milyona ulaşmış olmasına rağmen Tarım Bakanlığı ve TÜİK verilerinden elde edilen sonuçlara göre, 2018 yılı itibari ile ülkemiz büyükbaş hayvan varlığı 16 milyon, küçükbaş hayvan varlığı 44 milyon, yıllık kırmızı et üretimi 1 milyon 150 bin ton, karkas ağırlık ortalamamız büyükbaş hayvanda 290 kg, küçükbaş hayvanda ise 15-16 kg’dır.

Bu sonuçlara göre yıllık üretim eksiğimiz, tüketim rakamımızın %25’lerine yani 350-400.000 tonlara ulaşmıştır. Kişi başı hayvansal protein tüketimimizin ortalaması 30-35 gr/gün olup bu rakam gelişmiş ülkelerin tüketim ortalamasının neredeyse yarısına tekabül etmektedir. 

Protein yetersizliğinin toplumsal ilerleme ve gelişmişlik düzeyine etkisi dikkate alındığında, gelecek nesilleri bekleyen tehlike ortadadır. Bir yandan et üretiminde artış sağlanamazken öte yandan asıl korkutucu olan ise toplumun ete olan ihtiyacının, 

-21. yüzyılın ikinci çeyreğinde 95 milyonlara ulaşacağı beklenen hızlı nüfus artışı, 

-Her yıl artan ve artması için ülkece çabaladığımız turist sayısı, 

-Coğrafyamızdan kaynaklanan sorunlar nedeniyle ortaya çıkan veya çıkabilecek mülteci nüfusundaki artış gibi nedenlerle katlanarak artıyor olmasıdır.

ÜRETİCİ ÜRETİMDEN KAÇIYOR

Halihazırdaki potansiyeli ile ülke insanının protein ihtiyacını karşılayamayan hayvancılık sektörü, toplumun ete olan ihtiyacının katlanarak artması sebebi ile daha da yetersiz kalmaktadır. Zaten emek/verim orantısında istenen durumda olmayan hayvancılığımız, bir de,

-Üreticilerin her yıl artan oranda üretimden kaçmaları, 

-Üretimin merkezinde olan kırsaldaki genç nüfusun azalması, 

-Köylerdeki yaş ortalamasının 58’lere ulaşmış olması, 

-2030 yılında %3-4'lere düşmesi beklenen kentsel/kırsal nüfus oranı, Gibi sebepler yüzünden iyice çaresizliğe sürüklenmektedir.

HAYVANCILIKTA YAŞANAN SÜREÇ

Hayvancılıkta yaşanan sorunlardan dolayı Türkiye’nin kırmızı ete dayalı protein ihtiyacını yeterince karşılayamadığı ve kırmızı ette net ithalatçı durumda olduğuna vurgu yapılan raporda, bunun nedeni olarak, şu tespitler yapıldı: 

“Gelinen bu noktanın sebebi olarak ülkemiz kaynaklarının yetersizliği öne sürülemeyeceği gibi, son zamanlarda uygulanan bazı yanlış politikalara, uygulamalara bağlamakta doğru bir tespit olmayacaktır. Bize göre geldiğimiz noktada, uzun yıllara dayalı birçok yanlış uygulama ve tercihlerin sonuçlarını yaşamaktayız.

Bu durumu daha iyi anlayabilmek için Türkiye hayvancılığının geçmişinin, geçmişteki bakış açılarının, geçmişteki ve günümüzdeki hayvancılıkla ilgili kurumların ve bu kurumların misyonlarının da anlaşılmasında fayda vardır.

HAYVANCILIK HANGİ ŞARTLARDA GELİŞİR?

Hayvancılıkta temel yaklaşım; üretirsem alıcı bulabilir miyim? Sattığımın parasını alabilir miyim? Ürettiğimden zarar eder miyim? Gibi soruların ve bu sorulara neden olan endişelerin ortadan kaldırılması olmalıdır. Böyle bir yaklaşım ve işleyiş durumunda hayvancılık ve bağlı sektörler gelişir ve de güçlenir. 

GIDA SEKTÖRÜNDEKİ ÖZELLEŞTİRMELER HAYVANCILIĞA BÜYÜK DARVE VURDU 

Geçmişte bu endişeleri gideren kurumlarımız vardı, Örneğin Et-Balık Kurumu, şeker fabrikaları, Süt Endüstrisi Kurumu, Zirai Donatım Kurumları yukarıda bahsi geçen güvenceleri verirken, zımnen sözleşmeli üretim modelleriyle, teknik danışmanlık ve teknik malzeme yardımıyla üreticiyi koruyup kollamaktaydı.

1980 yılında liberal ekonomiye geçişle birlikte bu tip kurum ve politikaların ekonomiye getirdiği yükler ön plana çıkarılarak, üreticiyi koruyan ve piyasayı düzenleyen kurumlar özelleştirilerek üreticileri koruyucu politikalardan vazgeçildi.

ÜRETİCİ SAHİPSİZ BIRAKILDI 

Ancak ne yazık ki hükümetler bu kurumları özelleştirirken üretimi planlayıcı, tarım, hayvancılık sektörünü eğitici ve yönlendirici hiçbir adımda atmamıştır. Arz/talep dengesine göre piyasayı koordine eden, üreticinin de tüketicinin de kazandığı bir mekanizma geliştirememiştir. Zaman zaman atılan iyi niyetli adımlar da farklı sebeplerle istenilen neticeyi vermemiştir.

Üretimin az olduğu yıllarda ürün fiyatı artmasına rağmen üreticinin eline geçen para az olduğundan üretici mağdur oldu ama öte yandan ürün fiyatları arttığı için tüketici de mağdur oldu. Üretimin arttığı yıllarda tüketici görece mutlu olsa da çok düşük fiyatla satmak zorunda kalan hatta satamayan üretici yine zarar etti. Kaldı ki zarar eden üretici ekonomiye negatif girdi olduğu için aslında sonuçta tüketici de mağdur oldu.

Özelleştirilen kurumların yanında elde kalan bazı kurumlarda piyasada belirleyici rol almadıkları/ alamadıkları için üreticilerimiz; serbest piyasanın vahşi koşulları ile karşı karşıya kalmıştır. 

ŞEKER FABRİKALARI HAYVANCILIK İÇİN BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR

Bunun yanında son dönemde bu konuda yapılan en büyük yanlışlıklardan biri de şeker fabrikalarında devam eden özelleştirme çalışmalarıdır. Şeker fabrikaları bilindiği üzere yalnızca pancar ve şeker değildir. Ülkemizde birçok aşamasıyla en iyi organize üretim yapan bu fabrikalar, aynı zamanda hayvancılığın, besiciliğin ihtiyacı olan melas ve pancar küspesi gibi temel besi girdilerini de üretirler. 

ŞEKER FABRİKALARI ÖZELLEŞTİRİLDİ MELAS VE KÜSPE FİYATLARI İKİYE KATLADI 

Özelleştirme öncesi piyasada tonu 480 TL olan melas, özelleştirme sonrası 710 TL ye, küspenin tonu ise 160 TL’den 320 TL’ye yükselmiştir. Devlet özelleştirme yaparken bu olumsuz yan etkileri hesaba katamamış, dolayısıyla bu konuda tedbir alma gereği de duymamıştır. 

ÜRETİCİNİN SORUNUN ÇÖZMESİ GEREKEN ÜRETİCİ ÖRGÜTLERİ DEVLETE SIRTINI DAYAYAN BİR YAPIYA DÖNÜŞTÜ 

Başka bir başlık ise üretici sivil toplum örgütlerinin durumu ve devlet STK ilişkileridir. Hayvancılıkta politika belirlemede ve üreticilerin sorunlarına çözüm üretmede önemli fonksiyonu olan ve de olması gereken sivil toplum kuruluşları, özellikle son dönemde neredeyse kendileri sorun olarak birbirleri ile çatışır hale gelmişlerdir.

Sivil toplum örgütlerinin, üreticiler, tüketiciler ve karar alıcılar için farklı özgün verileri sunabiliyor olması gerekirken ne yazık ki bugün bu fonksiyonu yerine getirmekten çok uzaktadırlar. Üretici örgütleri, üreticiden güç alarak, üreticinin bugünü ve yarını için proje geliştirerek aksiyon alması gerekirken, devlete sırtını dayayan, devlet kaynaklarıyla varlığını devam ettirmeye çalışan bir yapıya dönüşmüştür. 

ÜRETİCİ ÖRGÜTLERİ İTİBARSIZLAŞARAK TASFİYE SÜRECİNE GİRDİ 

Etkisiz ve fonksiyonsuz kalan üretici örgütleri, üretici sorunlarına çözüm üreten politikalara katkı sunamamaktadırlar. İtibarsızlaşmış üretici örgütleri bugün tasfiye süreci yaşamaktadırlar. İçindeki bazı yanlış kişi ve uygulamalara rağmen çözüm yine kamu idaresindedir. Çünkü üretici örgütlerinin yaşadığı bu sorun, hayvancılık sektörünün sorunlarına yeni sorunlar eklemektedir.

TÜRKİYE’NİN POTANSİYELİ HAYVANCILIKTA SORUNLARI ÇÖZMEYE YETERLİ Mİ? 

Raporda, Türkiye’nin hayvancılıkta mevcut durum tespiti yapıldıktan sonra bu sorunların çözümüne yönelik potansiyeli değerlendirildi. Bu konuda da şu tespitler dikkat çekti:  

“Ülkemizde Konya’yı görenin hububatta yaşadığımız sorunu, Ardahan’ı görenin de hayvancılıkta yaşanan sorunu anlaması ve gelinen noktayı kabullenmesi imkânsızdır. Ülkemiz meralarının küçükbaş hayvancılık için ideal olması yanında, kırmızı et sorununun çözümünde çok önemli bir kaynak olan büyükbaş hayvancılığın besleme sorunlarını karşılamaya da yeterli olduğu bilimsel olarak kabul edilmiştir. Ülkemiz meralarının şu an için yeterli olması meralarımız için tespit, tahdit, tahsis, ıslah, sulama ve sulama yönetimi çalışmalarının gerekliliğini ortadan kaldırmaz, bilakis hayati olarak niteler.

İŞSİZLİKLE MÜCADELEDE TARIM DÜŞÜK MALİYETLİ BİR YÖNTEMDİR 

Ayrıca sanayileşmiş bir ülke olamamamız nedeniyle (genç işsiz-üniversiteli işsizler) kırsal üretim hâlâ istihdam için doğru adrestir ve hayvancılık sektörünün bu sebeple de özel bir önemi vardır. İşsizlik sorununun çözümünde tarım hâlâ, düşük maliyetli bir yöntemdir.

Her ne kadar kırsaldan kentlere göç olsa da, genç nüfus azalsa da, geride kalan kırsal nüfus, ülke ihtiyacını karşılayabileceği gibi ülke üretimini arttırarak özellikle komşu Müslüman ülkelere ihracat yapabilecek seviyeye gelmemizi de sağlamaya yeterli olacaktır.

ÜRETİM ARTIŞINDAN KORKMAYALIM 

Olası üretim artışından korkmamalıyız. Bulunduğumuz coğrafya ve çevremizdeki Müslüman ülkeler dikkate alındığında pazarımız hazırdır ve biz bu pazara hâkim olabiliriz. Yeter ki üretimde olanların üretimde kalmasını sağlayabilelim.

-Ticaretteki ve demiryolu-deniz ulaşımındaki gelişmeler,

-İthalata dayalı sektörün dayatmaları,

-Üretim maliyetlerimizin artmış olması,

-Kırsaldaki sosyo-ekonomik ve kültürel sorunlar üretimi arttırmamız ve hayvancılığa ekstra önem vermemiz gerektiği sonucunu doğurmaktadır.

KÜÇÜK DOĞRU DOKUNUŞLARLA 10 YIL İÇİNDE HAYVANCILIKTA İHRACATÇI KONUMA GELİRİZ 

Doğru politikalar, küçük doğru dokunuşlar, doğru organizasyonlar sayesinde 10 yıl içinde ülke hayvan varlığımız büyükbaşta %25, küçükbaşta ise %50 arttırılabileceği gibi bireysel hayvan veriminde büyükbaşta ortalama %20, küçükbaşta %50’lik artış sağlanabilir. Yeter ki bir yerden başlayalım.

BÜROKRAT VE SİYASETÇİLER İTHALAT LOBİLERİNDEN ETKİLENİYOR

Raporda; ‘Hayvancılıkla İlgili Sorunlarda ve Sorunların Çözümünde Siyasetin Rolü’ başlığındaki tespitler dikkat çekti. Devlet organlarını yöneten bürokratları, siyasetçileri son yıllarda oluşmuş olan ithalata bağlı sektör temsilcileri ile içeride ve dışarıda dayanışma içinde olan ithalat lobilerinin manipüle ettiğine veya etkilediğine ilişkin yargının hayvancılık sektöründeki çalışanlar arasında genel kabul gördüğüne vurgu yapılarak şu tespitler yapıldı:

Teorik olarak ülkemizde toplumun taleplerini iletme ve sorunlarına çözüm üretme şekli, seçimlerde seçtiği temsilcileri olan milletvekilleri eli ile devletin yönetilmesi şeklinde olmaktadır. Çünkü devlet, toplumun sorunlarını çözmek, ihtiyaçlarını gidermek için organize olan kurumlar ve kurallar bütünüdür. Yani hayvancılıkla uğraşanların talepleri ve sorunlarına üretilecek çözümleri, hayvancılık politikalarını, onların temsilcisi olan sivil toplum örgütleri veya oluşmuş kurumlar değil, siyasetçiler ve bürokratlar aracılığıyla bizzat devlet organları belirlemektedir.

Devlet organlarını yöneten bürokratları, siyasetçileri son yıllarda oluşmuş olan ithalata bağlı sektör temsilcileri ile içeride ve dışarıda dayanışma içinde olan ithalat lobilerinin manipüle ettiğine veya etkilediğine ilişkin yargı hayvancılık sektöründeki çalışanlar arasında genel kabul görmektedir.

Birkaç ithalatçı firmanın, ülke genelinde piyasadaki arz talep dengesi ve fiyat politikalarını manipüle edebildiğine dair büyük bir kanaat oluşmuştur. Hatta bugün ülkemizde ithalata bağlı bir sektör oluştuğu söylemi gün geçtikçe daha güçlü bir şekilde dillendirilmektedir.

İTHALATA DAYALI ÇÖZÜMLER SEKTÖRE BÜYÜK ZARAR VERİYOR

Hayvancılıkta ithalata dayalı çözümler her ne kadar günü kurtarır görünseler de aslında ne günü ne de geleceği kurtarmamakta, bilakis zarar vermektedir. 75 milyon tüketiciye ucuz et yedirmek amacı ile yapılan bu hamlede ithalatla tüketiciyi koruduklarını, 5 milyon üreticiye de bir şekilde destekleme vererek bu sorunu çözdüklerini düşünüyor olabilirler.

İTHALAT KARARI SADECE 5 MİLYON ÜRETİCİYİ DEĞİL TÜM ÜLKEYİ OLUMSUZ ETKİLİYOR  

Şu iyi bilinmelidir ki bize göre bu yaklaşım 2 yanlışı içinde barındırmaktadır.

Birincisi hayvancılık sorunu 5 milyon üreticiyi ilgilendiren bir sorun olmaktan ziyade yalnızca üretim olarak bakılsa bile doğrudan ve dolaylı olarak yaklaşık 80-90 alt sektörü etkilemektedir ki, tüketiciyi de düşünürsek toplumun %95’ini etkileyecek devasa bir alanı kapsamaktadır. 

Ekonomi içerisindeki büyüklük anlamında yarattığı istihdam ve ürettiği katma değer, bütçeye sağladığı vergi gelirleri vb. ile doğrudan ve dolaylı etkilediği sektörlere bakıldığında, otomobil sektörü-turizm sektörü gibi sektörlerden daha önemli bir büyüklüğü ortaya koyar ve en az onlar kadar ilgiyi hak eder. 

HAYVANCILIK FUTBOLDAN DAHA FAZLA KONUŞULMALI 

Hayvancılık sektörü zarar görürse etkilenen sadece üretici olmaz, hizmet sektöründen sanayi sektörüne, bankalara kadar ilgili tüm sektörler zarar görür, "tüm ülkemizi etkiler" böylece ülke ekonomisi ve sosyolojisi zarar görür. Tüm bu sebeplerle ülke gündeminde futboldan daha fazla konuşulmayı hak etmektedir.

İkinci olarak; şu iyi bilinmelidir ki şeker ve buğday gibi et de stratejik bir üründür. Bu ürün, yüksek bir maliyet gerektirse bile, ülkeler bu ürüne duyulan ihtiyacı kendi imkanları ile karşılamalıdır. Üstelik bizim ülkemizin imkânları bunu karşılamaya da yeterlidir.

ÇÖZÜM İTHALATTA ARANMAYA DEVAM EDİLİRSE 10 YILDA BAĞIMLILIĞIMIZ 2’YE KATLAYACAK 

Eğer bu yaklaşım ve siyaset benimsenmez ve ithalata dayalı politikayla sorun çözülmeye çalışılırsa, toplam tüketimin bugün %25’i bulan ithalat rakamları hiç kuşkusuz 10 yıl içinde %50-60’lara ulaşacaktır.
Dünya tarihi tarım ve hayvancılığı yok sayan yanlış politikalar uygulayan toplumların başına gelen birçok acı olaya tanıklık etmiştir. Bunların tipik bir örneği de son dönemde Somali’de yaşanmıştır. Bu konu incelenmesi ve ders alınması gereken önemli bir örnektir. 

DİKKAT ÇEKEN SOMALİ ÖRNEĞİ 

1970’li yıllarda kendine yeten, Ortadoğu’ya hayvan ve hayvansal ürün ihracatı yapan Somali’nin, tarımı ve hayvancılığı yük olarak gören, ithalatla sorunları çözme niyeti olan IMF ve Dünya Bankası'nın dayattığı politikalarla bugün geldiği nokta ortadadır. 

Tarım ve hayvancılıkla beraber ekonomideki büyük sorunlar, Somali’yi sosyal patlamalara ve iç savaşa kadar götürmüştür. Hayvancılıkta yaşadığımız süreç, eğer zamanında ve doğru önlemler alınamazsa, yukarıdaki Somali örneği de dikkate alındığında bir beka sorununa dönüşebileceği endişesine yol açmaktadır.

20 YILLIK HAYVANCILIK PLANI HAZIRLANMALI 

Yukarıdaki ana gerekçeden yola çıkılarak, toplumun büyük bir kesimine göre bugün siyaset ve devlet bir karar vermek zorundadır. Bizi yönetenler, maliyeti ne olursa olsun hayvansal protein ihtiyacımızı yerli üretimle, yerli üreticiyle karşılama kararlılığını ortaya koymalıdırlar. 

Bir deklarasyonla en az 20 yıllık hayvancılık planlarını ve programlarını ortaya koymalıdırlar. Yeni oluşacak kurumları ve politikaları topluma deklare etmelidirler.

SEKTÖRÜN SORUNLARI DOĞRU ANALİZ EDİLEREK DOĞRU ÇÖZÜMLER ORTAYA KONMALI 

Sektörün bugün geldiği noktada iyi niyet ve kararlılık yeterli değildir. Sektörün sorunlarını doğru analiz edip, doğru çözümleri ortaya koymalıyız. Bugüne kadar uyguladığımız yöntemlerle oluşturduğumuz çözümler; önemli olumlu gelişmelere yol açmış olsa da tarıma ayrılan ve ödenen destek tutarının karşılığı bugün geldiğimiz nokta olmamalıydı.

Bunun için yetiştiricinin hiçbir zaman zarar etmeyeceği, her zaman kazanacağı, ürününün satış kaygısını yaşamayacağı doğru politikaları, küçük dokunuşları, sağlıklı organizasyonları hayata geçirmeliyiz. Bugün en çok kullandığımız yöntem olan ithalata dayalı çözüm yerine yerli üretime dayalı çözüme yönelmeliyiz.

HAYVANCILIKTA SORUNLU ALANLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ 

Raporda, hayvancılığın sorunlu alanları ve çözüm önerileri hakkında yapılan görüşmeler ve saha izlenimleriyle ilgili olarak şu tespitler yapıldı:  

SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNDE İKİ FARKLI YAKLAŞIM 

Hayvancılık sektöründeki sorunların çözümünde sektör içerisinde bu konuda fikir üretenlerin iki farklı yaklaşım ortaya koydukları görülmektedir.

Birinci yaklaşımı savunanlar “hayvancılıkla ilgili işlemlerin tekniğine uygun olarak yapılması halinde verimlilik esaslı kazanç artışı” sağlanacağını, ikinci yaklaşımı savunanlar ise sistemdeki işleyişle ilgili olarak “iktisadi alanlarda yapılacak düzenlemeler ile kazanç artışı” sağlanacağı bunun da verimliliği arttıracağı savunulmaktadır. 

Bu iki yaklaşımı inceleyecek olursak; öncelikle ülkemiz hayvancılığında hayvan hastalıkları, barınaklar, beslenme vb. sorunlar nedeni ile aşırı derecede hayvan ve verim kayıpları yaşadığımız gerçeğiyle karşılaşırız.

Bugün Avrupa ve Amerika’dan getirdiğimiz ve geldiği ülkelerde 11 ton süt verebilen hayvan ülkemizde neden 4-5 ton süt vermekte?, yine gelişmiş ülkelerde aynı hayvanlardan 500-600 kg karkas elde edilebilirken bizler neden sadece 270-280 kg karkas elde edebilmekteyiz? sorularının sorulması ve cevaplarının bulunması önemlidir.

Verimlilik esaslı kazanç yaklaşımında doğru hayvancılık yaparak, doğru bilgiye ulaşarak, ülkemizdeki önemli bir uzman görüşüne göre belki 1 milyon buzağı ve 4 milyon kuzu kaybını giderebiliriz. Buzağı ölümlerinin belki de yarısını, yalnızca yetiştiriciye tentürdiyot kullanmayı öğreterek engelleyebiliriz. Bu çok doğru bir bilgi ve analizdir. 

Bu düşünceyi savunanlar olayı yem pahalı–süt ucuz tartışmasından çıkararak (bu tartışmayı gereksiz gördüğünden değil, sadece başka bir platformun konusu olması nedeniyle), "Biz, bize düşen doğru hayvancılığı yapalım, işletmemizdeki kayıpları azaltarak karlılığımızı artıralım." demektedirler.

Bu teze karşı ikinci görüşte ise, “Sorunların temel çözümü iktisattan-ekonomiden, yani üreticinin yeterli miktarda gelir elde etmesinden geçer. Yetiştiriciye para kazandıracak formülü bulalım, o zaten doğru hayvancılığı öğrenir, doğru bilgiyi talep eder.” denmektedir.

Bu düşünceye sahip kişilerin görüşüne göre, doğru hayvancılık yaparak verim kayıplarını, buzağı ölümlerini azaltsak bile eğer para kazanamıyorsak, yani üretim maliyetinin üzerinde satış yapma koşulları oluşmamışsa, aynı işletmede 15 hayvana bakarak zarar ederken 25 hayvana bakarak da zarar eden çiftçiler olmaktan kendimizi kurtaramayacağız. 

Örneğin; 10 yıl önce karkas ağırlığı 230 kg’larda iken bugün 300 kg’a gelmiştir. Yine 10 yıl önce laktasyon ortalamamız 3,5 ton iken bugün 6 tonlara ulaşmıştır. 10 yıl önce, bugünkü verim artışlarına ulaşırsak sorunlarımız biter anlayışının, bugün geldiğimiz noktada ne kadar yanlış olduğu ortadaysa, bugünkü sorunlarımızı da tek başına şu an ki verim yetersizliğine bağlamak da yanlıştır diyerek yaklaşımlarını savunmaktadırlar.

Bizler her iki düşüncenin de haklı olduğu ve birlikte değerlendirilmesi gerektiği kanısındayız. Bize göre çözüm her iki yaklaşımın bir arada uygulandığı, hatta bu iki yaklaşımında değinmediği başka konularında değerlendirilerek ortaya konulacak bir makro plan çerçevesinde hayvancılığın yeniden inşa edilmesi ile mümkün olacaktır. Ülkemiz hayvancılığını bilimden ve teknolojiden maksimum seviyede yararlandırıp, verim kayıplarını gidererek, hem hayvan sayısı arttırılmalı, hem de bireysel hayvan verimliliğini artırmayı planlar ve sağlarken aynı zamanda yetiştiricinin para kazanmasını sağlayıcı formülleri de hayata geçirmeliyiz. Bize göre tılsımlı cümle üreticiye para kazandırmalıyız cümlesidir. 

TDSYMB olarak bizler bu düşünceden hareketle verim artışından yönetsel sorunların çözümüne, örgütlenmeden destekleme programlarının etkinliğine, ıslah politikalarından pazarlama politikalarına, hayvan sağlığından ithalat anlayışına kadar tüm başlıklarda yaşanan sorunları ve gerekli gördüğümüz çözüm adımlarını başlıklar açarak incelemeye çalıştık. Ancak üreticinin inanmadığı, parçası olmadığı, güven duymadığı ve en önemlisi kazanmadığı hiçbir plan ve politikanın başarıya ulaşma şansı olmadığını özellikle vurgulamak isteriz. Bizlerin hayali, umudu ve çabası tüketicisinin makul fiyatlarla et yediği ama üreticisinin de para kazandığı, et ithal eden değil et ihraç eden bir Türkiye’dir.

YETİŞTİRİCİLER HAYVANCILIKLA İLGİLİ GÜNCEL VE DOĞRU BİLGİYE ULAŞMAKTA ZORLANIYOR

Bilgiye erişimin bu kadar kolay olduğu günümüzde, yetiştiricilerimiz hayvancılıkla ilgili güncel ve doğru bilgiye ulaşmakta yetersiz kalmaktadır. Yapılan akademik bir araştırma sonucuna göre yetiştiricilerin güncel bilgiye ulaşım oranı %30 lar seviyesindedir. Hayvancılık desteklemelerinde desteklemeden yararlanma oranlarının düşük olmasının belki de birinci sebebi destekleme kuralları ile ilgili küçük bilgilerin bile üreticiler tarafından bilinmiyor olmasıdır.

Bugün bilgi görerek ve ne yazık ki kıskanılarak öğrenilmektedir. Geçmişte uygulanan köy kahvesindeki toplantılarda yeterince verim alınamadığı ortadadır. Atadan dededen kalma doğruluğu şüphe götürücü bilgilerle hayvancılık yapmak yerine işletme bazlı çalışan, üreticiye güncel ve doğru bilgilerle eğitim veren, işletmeye özel sorunları tespit edebilen, çözüm önerileri sunabilen, sunduğu çözüm önerilerinin sonuçlarını takip edebilen, teknoloji kullanarak analizler yapabilen, beslenme ve ıslah danışmanlarından alınacak bilgilerle hayvancılık yapılması gerekmektedir. Bu nedenle üniversitelerin hayvancılıkla ilgili bölümlerinden eğitim almış lisans mezunlarından beslenme ve ıslah danışmanları yetiştirilmesine ihtiyaç vardır.

UZMANLARA İŞLETME BAZLI DANIŞMANLIK YAPTIRILMALI  

Üniversite-Birlik– Kamu-Meslek Örgütleri–Aile, Sosyal Politikalar ve Çalışma Bakanlığı iş birliği ile en az 6 aylık sertifika programlarıyla yetiştirilen ve finanse edilen uzmanlara işletme bazlı danışmanlık yaptırılmalıdır. Bu proje kurgulanırken toptancı bir anlayışla değil bölgesel farklılıklar gözetilerek eğitim verilmeli, eğitimin ve sertifikalandırmanın etkinliği tartışmalardan uzak olmalıdır. Bu danışmanlar hem üreticiyi eğitecek hem de işletmelerde beslenme, ıslah, hastalıklarla mücadele, kimliklendirme-kayıt vb. konularda hizmet vererek işletmenin verim ve karlılık oranlarını yükseltmeye çalışacaklardır. Eğitilen danışmanların gelir elde etme metotları kurgulanırken de danışmanların işlerini severek yapmalarını sağlayacak ve görevlerini suistimal etmelerine imkân vermeyecek bir yapıda kurgulanmalıdır.

Bu anlamda danışmanların işletmelerindeki başarıları ile doğru orantılı gelir artışı elde etmelerini sağlayacak prim sistemleri dizayn edilebilir. Danışmanların başarısı ölçülürken işletmeye ve bölgeye özgü şartlar dikkate alınarak tespit edilmiş

-Buzağı ölüm oranı,

-Salgın hastalıklarda yaşanan gelişmeler

-Kimliklendirme ve kayıt takibi

-Karkas ağırlığında artış oranı

-Desteklemelerde etkin kullanım

gibi reel kriterler üzerinden hesaplanacak başarı puanı karşılığı prim sistemi ile gelir artışı elde etmesi sağlanmalıdır. Burada bir veya birkaç işletmede yaşanacak başarı artışı değil işletme danışmanının tüm işletmelerinde oluşmuş olan başarı dikkate alınmalıdır. Böylece danışmanların birkaç işletmeyi kayırarak diğerlerini ilgisiz bırakmalarının önüne geçilmelidir.

BİN KÖYE BİN DANIŞMAN PROJESİNDEKİ HATALAR YAPILMAMALI 

Proje planlamasında benzeri şekilde büyük umutlarla ve törenlerle başlayan 1000 Köye 1000 Danışman Projesi'nin başarısızlıkla sonuçlanmasının sebeplerinin iyi araştırılması ve orada yapılan hataların tekrarlanmaması gerekmektedir. Bu danışmanların da katkıları ile her yerleşim yerinde belki de birkaç küçük işletmenin birleşerek oluşturacağı modern hayvancılık tekniklerini kullanan, orta ölçekli etçi-kombine ırk işletmelerinin kurdurulması ve bu işletmelerde yaşanacak verim ve kâr artışı, çevredeki diğer işletmelere örnek teşkil edecek ve onları da aynı yönde motive edecektir.

Gerek işletme danışmanlarının eğitimlerinin güncellenmesinde gerekse de üreticilerin eğitilmesinde teknolojiden faydalanılması son derece yararlı olacaktır. Hem bu tür eğitimler için hem de bölgesel veya ülkesel bazda yapılacak duyurular için uzaktan eğitim metotlarından faydalanılması yerinde olacaktır. Üreticilerin kendi cep telefonlarından bile izleyebilecekleri basit ve anlaşılır küçük eğitim videolarına ve duyurulara ulaşmalarını sağlayan bir eğitim-yönetim sistemini de içeren bir web portalı geliştirilmeli ve üreticilerin ücretsiz olarak üye olmak sureti ile bu portalı kullanması sağlanmalıdır.

Ülkemiz işletmelerinde ki en önemli kayıplarımızdan birincisi Batı standartlarının çok üzerinde seyreden buzağı ölümleridir. Özellikle doğumdan sonraki ilk 1 ay içerisinde şekillenen ishal ve solunum yolu rahatsızlığıyla ortaya çıkan hastalıklara bağlı ölümlerin, makul seviye kabul edilen %2- 3’ler yerine %17-20’lere vardığı bir gerçektir.

Ayrıca saha çalışmaları şunu ortaya koymuştur ki, ülkemize gelen ithal hayvanların buzağılarında özelikle ilk yıl ölüm oranı çok fazla görünmekte olup, ülkemiz standartlarının da üstündedir. Buna rağmen halen ülkemizin bir buzağı ölümleri haritası bile yoktur. (ölüm sebepleri, ölüm oranları, ölüm mevsimleri vb.)

Tarım ve Orman Bakanlığımız son yıllarda bu konuda yaptığı çok doğru bir tespitle, önemli bir kampanya başlatmıştır. “Buzağılar Ölmesin” kampanyası, sorunu doğru tespit eden bir yaklaşım olmasına rağmen ülke gerçekliğinden ve dönüşen hizmet anlayışından uzak yapısı nedeni ile ne yazık ki çözümde yeterince başarı getirmemiştir.

Dünyada bazı alanlar dışında, kamu eliyle hizmet vermek yerine, özel sektör veya birliklerin hizmet verdiği, kamunun kuralları ortaya koyduğu ve denetime yoğunlaştığı anlayış hâkim olmuşken, ülkemizde buzağıların ve işletmelerdeki hayvanların her biri, farklı zamanlarda aşılamayı gerektirmesine rağmen, tek seferde aşıya çıkabilme kabiliyeti olan kamudan hizmet sunmak mağduriyetler yarattı ve dolayısıyla istenen başarı sağlanamadı.

Bu nedenlerle buzağı ölümleri, Brusella ve diğer hayvan sağlığı konularında hizmet verecek, işletme takibi yapacak, Aile Hekimliği mantığıyla benzeri çalışan işletme hekimliği sistemi hayata geçirilmelidir. İşletmelerle Serbest Veteriner Hekimler arasında hizmet alım anlaşması yapılarak Veteriner Hekimlere de sorumluluk yüklenebilir. Serbest Veteriner Hekimlerin bağlı olduğu Veteriner Hekim Odalarıyla Birliklerin yapacağı protokoller çerçevesinde aşılama çalışmaları planlanıp uygulandığında hem maliyet düşecek hem de hedeflenen sonuca ulaşılacaktır. Aşılama çalışmalarının ödemeleri Birlikler tarafından garanti altına alınmak, Veteriner Hekim Odaları da hizmeti veren serbest hekimleri denetlemek sureti ile sistemin sağlıklı işlemesini ve sürdürülebilir olmasını sağlayabilirler.

SAYISI BİLİNMEYEN HAYVANLAR İÇİN POLİTİKA ÜRETİLEMEZ 

Sayısını, özelliklerini ve hangi işletmede olduklarını bilmediğimiz hayvanlarımız için politika üretmek, hastalıklarla mücadele programları yapmak, ıslah çalışmaları yapmak, hayalcilik olacak ve belirlenemeyen maliyetlerle birlikte fiyaskolara sebep olabilecektir. Hayvancılık sektörünün sorunlarına çözüm olabilecek politika ve projelerin kurgulanabilmesi ve etkili, sürdürülebilir bir şekilde uygulanabilmesi ancak hayvan varlığının, işletme ve bölge dağılımının kesin ve güncel olarak bilinmesi ile mümkündür. Ülkemizde bu konudaki verilerin sanallığı herkesin malumudur.

Bazı sosyal sebepler ve doğru yapılamayan kimliklendirme hizmet anlayışı, ülkemize hiç yakışmayan bir sisteme dönüşmüştür. Ne yazık ki ısrarla bu sorunu görmemeye ve çözmemeye devam ediyoruz.

AÇIKLANAN HAYVAN SAYILARA KİMSEYE İNANDIRICI GELMİYOR 

Ülkemizin şartları nedeni ile kayıt olmaktan imtina eden yetiştiricilerin de, sorunlarını ve endişelerini gidererek sisteme dâhil olmalarını sağlayan bir kayıt sistemine ihtiyaç duyulmaktadır. Kimliklendirmenin teşvik konusu yapılması, kayıt olmamanın ise müeyyide nedeni olması bu konuda oluşturulacak sistemin omurgasını teşkil etmelidir.

Son yıllarda açıklanan hayvan sayıları, sektördeki hiç kimseye inandırıcı gelmemektedir. İstenirse Türkiye’yi temsil edebilen 3-5 ilde, ciddi, yoğun ve anlık sayım yapılarak sorunu doğru ortaya koyabilecek gerçekçi rakamlara ulaşılabilir. Kayıt sisteminde; kurumsal çalışma kodları bu konuya yatkın, 81 ilde örgütlenmiş, yeterli insan kaynağına sahip özel sektörün avantajları ve devlet disiplini prensipleriyle hizmet üreten DSYB’ne yetki ve sorumluluk verilerek bugün geldiğimiz noktadan çok daha iyi noktalara gelebileceğimizi düşünüyoruz.

Ulaşım ve iletişim imkânları göz önüne alındığında, doğan buzağıların AB standartlarında en geç 20 günde kayıt altına alınması, işletmede kimliklerinin düzenlenebilmesi, bize göre mümkün görünmektedir. Yeter ki doğru organizasyonlar yapılsın ve ihtiyaç duyulan finans karşılansın.

Hayvancılığın yeniden inşası gibi üreticinin, tarımsal örgütlerin ve yönetim erkinin önünü görebildiği bir yeniden yapılanmanın en temel gereksinimi sektörle ilgili doğru bilgiye güncel olarak ulaşılmasıdır. Bunu sağlamanın yolu ise teknoloji kullanımından geçmektedir. Teknoloji kullanımı ile sahadan anlık veri akışı sağlanması sayesinde yapılacak değerlendirme, raporlama ve analizler temel alınarak işletmeye, bölgeye veya duruma özel kararlar ve uygulamalar hayata geçirilebilecektir.

HAYVANCILIK BİLİŞİM AĞI HABA ACİLEN KURULMALI 

Bu anlamda ya halihazırda etkisiz durumda olan HAYBİS sistemi revize edilerek aktif şekilde kullanıma açılmalı ya da yeni bir web portalı (Hayvancılık Bilişim Ağı HABA) acilen kurulmalıdır. Web portalı işletme danışmanları, işletme hekimleri, tarımsal örgütler, bakanlık çalışanları, çağrı merkezi görevlileri, hatta finans sağlayıcılar gibi tüm sektör bileşenlerinin yetkileri çerçevesinde erişim sağlayacağı bir yapıda tasarlanmalıdır.

Web portalı, tüm sektör çalışanlarına kendi sayfalarından yetkisi dahilinde veri girişi, raporlama, görüntüleme, analizler oluşturma vb. imkanı sağlamalıdır. Beslenme danışmanları işletme bilgilerini kaydetme, güncelleme, analiz verileri girme, raporlama ve ajanda oluşturma olanağı gibi işletme ile ilgili tüm işlemleri bu sistem üzerinden gerçekleştirecektir. İşletme danışmanı aracında bulunan mobil QR kod yazıcı ile işletme ziyaretlerinde hayvanlara küpeleme yapabilir böylece kimliklendirme ve kayıt çok daha pratik ve hızlı gerçekleşebilir. Bu sayede danışmanların hizmet verirken teknolojiden azami faydalanması sağlanmış olur ve gereksiz yazışmaların yarattığı zaman kaybı önlenebilir.

İşletme hekimleri de tüm verilerini sisteme girecek işletme ve hayvan bazlı takip ve raporlamalar yapılmasına imkân verecek verileri oluşturacaktır. Aynı web portalı üreticiye de kendi sayfasından kendi ajandasını takip edebilme, işletmesinin analizlerine ulaşabilme, raporlama yapabilme, danışmanın girdiği izin verilen verileri takip edebilme olanağı sunacaktır. Kısacası detaylı bir çalışma ve analiz sonrasında oluşturulacak web portalı ile sektörün anlık durumunun, gelecek beklentilerinin, olası krizlerin tespit edilebileceği bir veri tabanı oluşmuş olacaktır. Aynı zamanda sektör bileşenleri için gerekli eğitim ve duyuruların da sistem üzerinde yer alması sağlanarak uzaktan eğitim yöntemleri ile sürekli, güncel eğitimler ve duyurular yapılabilecektir.

Bu alanda ülkemiz dezavantajlı bir konuma sahiptir. Birçok ülkeyle sınırdaş olmasının yanında, bu sınırdaş ülkelerin birçoğunda da salgınlarla mücadele ve veterinerlik hizmetlerinin çok geride olması bir handikaptır. Özellikle Doğu ve Güneydoğu sınırımız, salgın hastalık bulaşmasında hassas bir bölgedir. Bu nedenle ülkemizin tampon bölgesi Doğu ve Güneydoğu Bölgeleri olması gerekirken ülkemize hastalık bulaşma riskinin çok az hatta %0 olduğu Trakya Bölgesi, tampon bölge ve özel koruma bölgesi ilan edilerek, bu bölgeye özel tedbirler alınmıştır.

DOĞU VE GÜNEYDOĞU İLLERİ İÇİN TAMPON BÖLGE OLUŞTURULMALI 

Trakya’nın tampon bölge olması, ülkemizin salgın hastalıklardan korunmasından ziyade Balkanlar ve Avrupa’nın salgın hastalıklardan korunmasına yardımcı olmuştur. Yine de bu bölgedeki tecrübelerden faydalanılarak, acilen Doğu ve Güneydoğu illerini kapsayan, sınırımız içinde 200 km derinliğinde bir sınır kuşağının tampon bölge ilan edilerek, özel önlemlerin başlatılması daha doğru olacaktır. (Komşu ülkelerle kendi sınırlarında aynı tampon bölgenin oluşturulması da görüşülmelidir.)

Özellikle Şap hastalığının epidemiyolojisi dikkate alındığında, aşılamalarla beraber tazminatlı acil kesim metoduna geçilmesiyle hastalıkla mücadelede hem daha iyi sonuç alınabileceği hem de maliyetinin daha düşük olabileceği tartışılmalı ve değerlendirilmelidir. Mesleğe başladığı gün, şapla mücadeleyle başlamış birçok meslek çalışanını emekli etmiş şap hastalığının, yeni veteriner sağlık çalışanlarını emekli etmesini beklemek yerine, ŞAP hastalığını emekli etmeyi planlamalıyız. Bunun için bugüne kadar uyguladığımız yöntemler dışında yeni anlayışlar ve yeni yaklaşımlara ihtiyacımız vardır. Aksi takdirde ülkemiz için özellikle de besi hayvancılığının lokomotifi olan Doğu ve Güneydoğu illerimiz için yapılacak hiçbir verim arttırıcı proje ve yatırımın anlamı olmayacaktır. 100 adet besi hayvanı olan bir işletmeye şap hastalığı girdiğinde 20 baş sığırın ölümünü telafi edecek, hiçbir beslenme, ıslah, ekonomik yöntem ve çözüm halen keşfedilememiştir. 

ARTIK MIZRAK ÇUVALA SIĞMIYOR

Ne yazık ki bu hastalık ülkemiz için tek başına ele alınmayı gerektirecek kadar önemlidir. Artık tabiri caizse mızrak çuvala sığmamaktadır. Uzun zamandır bilimsel sero survey çalışması yapılamamış olmasına rağmen, özellikle Doğu ve Güneydoğu illeri gibi mera hayvancılığı yapılan ve suni tohumlama çalışmasının yok denecek kadar az olduğu illerde hastalığın %30-40’lara ulaştığı sektörün paydaşları tarafından konuşulmaktadır. En az 20 yıldır ülkemizde aşılama çalışması yapılıyor olmasına veya yapılıyor görünmesine rağmen hâlâ hastalığın niye var olduğu hatta neden artarak varlığını sürdürdüğü cevaplanması gereken ayrı bir sorudur.

Doğacak buzağı en verimli etçi ırk olsada, besi dönemi sonunda 500 kg karkas beklenen bir buzağı olsada, eğer annesinde Brusella hastalığı varsa ve Brusella hastalığı sebebiyle atık oluşmuşsa, yapılmış ve yapılacak tüm çabalar boşa gidecektir. Ülkemizin en verimli arazisinde, en iyi sebze yetişecek özelliklere sahip topraklarında, örneğin mayın varsa ve bu mayının nerede olduğu belli değilse, burada çalışma imkânı olamayacağı gibi, Brusella olan ve belli yaygınlığın üzerindeki alanlarda, hiçbir verim arttırıcı çabanın da önemi de yoktur.

Ne yazık ki son yıllarda tüm iyi niyetli çabalara rağmen bilinçsizce uygulamalar nedeni ile Brusella kamu eliyle yayılmıştır düşüncesi sahada yaygın olarak konuşulmaktadır. Bölge halkı ve meslek örgütleri gerekli uyarıları zamanında yapmalarına rağmen dikkate alınmadığını ve bu nedenle yapılan yanlış uygulamalar neticesinde brusellanın yaygınlaştığını söylemekteler. Damızlık düvelerin test yapılmadan kooperatiflere dağıtılmış olması, ıslah amacıyla; test yapılmamış hastalıklı veya hastalık şüphesi olan ineklerin, test yapılmış boğalarla çiftleştirilmesi köylerde hastalığı yaygınlaştırarak şu anda kontrol edilemez noktaya getirmiştir.

Ülkemizde hayvan ıslah çalışmalarını aktifleştirerek, önemli hayvansal üretim merkezi ve potansiyeli olan bölgelerin, böyle bir duruma düşürülmüş olmasını anlamak imkânsızdır. Bölgede yaptığımız çalışma sırasında bölgeye hayvan ithalatı yapan bir işletme sahibi Avrupa’da da işletmesinin olduğunu ve kendi ürettiği işletmesindeki besi materyallerini ülkemize getirdiğini belirtmiştir. Buna en önemli sebep olarak ta ülkemizdeki Brusella hastalığına bağlı riski öne sürmüştür. Bugün eğer hayvancılığı ayağa kaldıracaksak, ülke için proje ve yatırımlar yapacaksak, olmazsa olmazlarımızdan biri belki de ilk sırada olanı, Brusella mücadelesinin mutlaka başarılması gerektiğidir. Yürürlükteki mevzuatlar ve yapılan uygulamalarla birlikte bu konuda fazla bir yol alınamayacaktır.

Bizce brusella mücadelesinde yaklaşımlara ihtiyaç vardır. Bugüne kadarki olumsuz tecrübelerden yola çıkarak aşılama hizmetlerinin ve tercih edilen aşıların tekrar gözden geçirilmesinin doğu olacağı kanaatindeyiz. Kastrasyon uygulamasının Brusella mücadelesi ve besi performansına etkisi açısından değerlendirilip tartışmaya açılmasında fayda vardır. Ülkemizde yaygın bir hizmet ağına sahip Serbest Veteriner hekimler, Veteriner Hekim Odaları ve Damızlık Birlikleri, yapılacak protokoller çerçevesinde Brusella mücadelesine ve aşılamaya dâhil edilebilir.

Bunun yanında dünyadaki tecrübeler ışığında Brusella mücadelesinin en önemli ayağı, hasta hayvanı işletmeden çok hızlı bir şekilde bertaraf etmek ve çıkarmaktır. Bunu sağlamak için temel prensibi üreticiyi ekonomik olarak mağdur etmeden üretimi ve işletmenin gelirlerini durdurmadan (hasta ve itlaf edilmiş-kesilmiş hayvanlar yerine TİGEM’lerden veya hastalıktan ari işletmelerden hızlı hayvan transferiyle) çözümler üretmek olan mevzuatlar oluşturulmalıdır. Mevzuatlar üstüne düşen görevleri yapan işletmeleri destekleyecek şekilde hazırlanmalıdır, aksi takdirde mevzuat üretici tarafında inandırıcı olmayacaktır. Örneğin sistemde kimlik numarası ile kayıtlı bir hayvan işletmeden elimine edildiğinde yerine derhal hayvan transferi yapılırken kimlik kaydı olmayan bir hayvan için bu transferin yapılmaması işletmeleri kimliklendirme konusunda ikna edici olabilir.

Mevzuatın adil ve gerçekçi bir şekilde uygulanmasında da beslenme ve ıslah danışmanlarının çok büyük rolü olacaktır. Karar alıcılar ve mevzuat düzenleme yetkisi olanlar bilmelidirler ki bu konuda geç kalınır veya yapılan yanlışlarda ısrarcı olunur ise bunun sonuçlarından kendi çocukları ve torunları da zarar görecektir. Ülke ekonomisine yüklüce bir maliyet getiren ve insan sağlığına çok büyük tehdit oluşturan bu hastalıkla mücadele, özgün bir şekilde yeniden ele alınmalıdır. Örneğin; hastalıktan ari işletme mevzuatında değişiklik düşünülebilir. Brusella ve Tüberküloz hastalıklarının birlikte ariliği yanında sadece Brusella'dan arilik ile ilgili yeni bir statü de oluşturulabilir. En azından başlangıç olarak hayvancılık projeleri ve ıslah çalışması yapılacak işletmeler bu arilik kapsamına alınarak Brusella’dan acilen temizlenmelidir. 

TARIMSAL ÖRGÜTLER ARASINDA CİDDİ YETKİ KARKAŞASI YAŞANIYOR

Ülkemizde son dönemde tarımsal örgütler arasında ciddi yetki kargaşası oluşmuştur. Aynı alanda, aynı konuda hizmet verebilecek birden çok örgüt kurulmuştur. Birçok örgüt yetersiz finans ve insan kaynağının yanı sıra yanlış örgütlenme anlayışı nedeni ile de ne kendine, ne üreticisine fayda sağlamaktan çok uzaktır. Hatta birçok yerde varlıkları gereksiz görülen, üreticiye yük olan, yaşaması için gerekli kaynağı üreticiden ziyade devletten alan ve devlet vesayetinde olan yapılar gibi algılanan kurumlara dönüşmüştür.

Ulusal kırmızı et üretimini arttırma seferberliğinde, bu yapılarla hizmet verebilme, ulusal ve yerel projeleri organize ve koordine edebilme şansımız yoktur. Büyük kooperatif yapılarıyla, Damızlık Birliklerinin teknik ve ıslah hizmetlerini verebilme özellikleri birleştirilerek üreticiye hayvancılıkla ilgili her türlü teknik hizmetleri sunabilen, hayvansal üretim envanterini oluşturabilen, bakanlık desteklemelerinin dağıtımını koordine edebilen, çiftçi yayım ve eğitim hizmetlerinde aktif rol alabilen, üreticinin girdi temininde ve ürününün pazarlanmasında bugünkü kooperatifler gibi ticari fonksiyonları yerine getirebilen tek çatı altında Hayvansal Üretim Birliği örgütü kurulabilir. (Geçiş süreci damızlık birliklerinin uhdesinde oluşturulabilir.)

ÜRETİCİLER HİZMETİ TEK BİR ÖRGÜTTEN ALMAK İSTİYOR 

Böyle bir yapı üreticilerin ciddi talebidir ve bu talebe duyarsız kalmak artık mümkün değildir. Üreticiler hayvancılıkla ilgili hizmetleri birçok örgütten almaya çalışmak yerine tek bir örgütten yeterli ve kaliteli bir şekilde almayı ve tek bir örgüte bedel ödemeyi, tek bir örgüte karşı sorumlu olmayı istemektedirler. Yeni kurulması önerilen hayvancılık örgütü küçükbaşı, büyükbaşı, kanatlıyı, arıyı ve su ürünlerini kapsayacağı gibi bugün ülkemizde var olan Süt Üretici Birlikleri, Et Üretici Birlikleri, Arı Üretici Birlikleri vb. tüm birlik üyesi üreticilere hem hizmet verebilir hem de o üreticileri temsil edebilir.

Eğer bu yapıya dönüşüm zaman alacak ve bazı sıkıntıları beraberinde getirecek gibi görünüyorsa en azından bir geçiş dönemi oluşturmak adına belki de kalıcı olarak hayvancılıkta iki tarımsal örgüt oluşturulması gerekli ve yeterli olabilir. Bu da güçlü bir kooperatifçiliği ve güçlü bir Damızlık Islah Birliği'nin varlığını gerektirir. Geçmişte yaşanan suistimallere açık, denetlenmesi sorunlu ve yetersiz örgütsel yapı yerine yöneticisini değil üreticisini zengin eden yeni yapılar kurmalıyız. Bu raporun ana konularından biri olan etçi damızlık ve besi işletmelerinin kayıtlarını tutan ıslah, koruyucu hekimlik, finans, destekleme vb. hizmetlerini koordine eden sorumlu herhangi bir tarımsal örgüt de hali hazırda yoktur.

Öncelikle etçi damızlık işletmeleri, melez-etçi kombine damızlık işletmeler ve etçi besi işletmelerini, belli işletme ve kapasite kriterlerine, bazı verim kayıt özelliklerine göre sınıflandırılmalıyız. 81 ilde örgütlenmiş, insan kaynakları ve uzman çalıştırma kapasitesi bakımından en etkin örgüt olan DSYB’ne bu işletmelerin üyelikleri yapılarak kayıt altına alınmalı ve hizmetleri koordine edilmelidir. Hem etçi işletmeler için hem de sütçü işletmeler için yeni dönemde yeni örgütlenme anlayışıyla hizmet vermesi beklenen Damızlık Sığır Yetiştirici Birliklerinin bugünkü yapısı revize edilerek, daha aktif hizmet verebilme, işletmelerin finans-kredi sorunu dâhil birçok sorununu çözebilme kabiliyetine kavuşturulmalı, gerekirse ticari amaçlı sanayi üretimi ve pazarlama faaliyetini yapabilecek dönüşüm sağlanmalıdır.

Özet olarak DSYB çatısı altında, kırmızı et üreticisi, büyükbaş hayvan sahibi damızlık ve besi işletmelerini, kayıt altına alarak korumalıyız. Bu işletmeler belli sınıflandırmalara tabi tutularak statü kazandırılmalı ve özel desteklemelerle devlet korumasına alınmalıdır. Yapılacak tüzük değişikliği ile etçi damızlık – etçi melez işletmeler için yapılacak tanımlamalara göre E-ıslah sistemine kayıtları yapılıp verilecek özel desteklemeler bu sistemden faydalanılarak koordine edilmelidir.

DESTEKLERDEN BEKLENEN ETKİ SAĞLANAMIYOR

Üreticiye verilen desteklemelerin üretimi yönlendirici ve yapısal dönüşüm sağlayıcı etki yapması beklenmektedir. Ancak ülkemizde üreticiye verilen destekleme yatırımları hiç de azımsanacak ölçüde olmamasına rağmen beklenen etkiyi sağlayamamaktadır. Sadece bu çelişki bile nasıl bir sistemsel ve/veya işleyişsel yanlış içerisinde olduğumuzu anlatmaktadır. Adil olmayan, doğru kurgulanmamış, zamanında verilmemiş, çalışmaya değil, devletin sırtından geçinmeye özendiren destekler belli yerlerde rant öbekleri oluşturmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

ÜRETİMİ VERİMİ ARTIRMIYORSA VERİLEN DESTEĞİN BİR ANLAMI KALMIYOR

Hayvancılıkta işleyen sistem doğru değilse, üretimi ve verimi yeterince artırmıyorsa, sektör paydaşlarına yeterince para kazandırmıyorsa, verilen desteğinde anlamı kalmamaktadır. Yetiştiriciler “bize para vermeyin, para kazanacağımız sistemi kurun” demektedirler. Hayvancılık Desteklemeleri, yetiştirici örgütlerinin taleplerini ve onayını dikkate alan uzun vadeli asgari 5 yıllık kararnamelerle belirlenmelidir. Her yıl üretim dönemi öncesi rakamların ve yöntemlerin güncelleneceği ve rakamların reel ekonomik gerçeklerden kaynaklanacağı deklare edilerek, yetiştiriciye güven verilmelidir.

DESTEKLER ÜRETİM DÖNEMİNDE ÖDENMELİ 

Desteklemeler ertesi yıl ödendiği için (kısmen süt-et hariç) üretim giderlerini karşılamada 1 yıl geriden gelmektedir. Desteklemelerin üretim dönemi başında yıllık ya da yıl içinde ödemeye dönüşecek şekilde yapılması veya destekleme tahsilatlı avans uygulamasına geçilmesi üreticiler tarafından talep edilmektedir. Destekleme miktarının belirlenmesinde bir önceki üretim döneminde kimliklendirmeye katılım, hastalıklarla mücadele, verim artışı gibi kriterler esas alınabilir. Burada da beslenme ve ıslah danışmanlarının rolü çok önemli olacaktır.

En azından desteklemelerin tutarı ve ödeme tarihi önceden belli olur (ör:1 Nisan-1 Temmuz-1 Eylül) ve bu tarihler kesin olursa yetiştiriciler de o tarihe borçlanabileceklerini, çek kesebileceklerini, senet imzalayabileceklerini belirtmektedirler. Yetiştiricinin en önemli finans ihtiyacını karşılayacak olan spesifik bir banka kalmamıştır. Geçmişte Ziraat Bankası bu konuda ciddi olumlu yaklaşımlar sergilerken bugün ise destekleme dağıtan, vezne görevlisinin dahi yetiştiriciye olan tavrı sorgulanır bir hale gelmiştir. Bankanın ve görevlilerinin sanki haksız para alan bir kesime hizmet veriyormuş gibi bir yaklaşım içerisinde olduğu yetiştiriciler tarafından beyan edilmektedir.

TARIM VE HAYVANCILIK KREDİ FAİZLERİ GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ DÜŞÜK DEĞİL 

Tarım hayvancılık ile ilgili kredi faizleri her ne kadar düşükmüş gibi görünse de gerçek farklıdır. Üstelik kredi prosedürleri ağırlaştırılmış ve krediden faydalanmış çiftçi sayısı ile çiftçilere verilen kredi miktarı her geçen gün azalmaktadır. Dolayısıyla bugün Ziraat Bankası, çiftçi dostu banka olmaktan çıkmış görünmektedir. Örneğin bir ilimizde hayvancılıkta çok önemli hizmet veren hayvan pazarının sivil toplum eliyle kurulması aşamasında Ziraat Bankasının verdiği kredi Tarımsal Amaçlı Kredi yerine Ticari Amaçlı Kredi olarak verilmiştir.

Finans noktasında yaşanılan sıkıntılar nedeni ile yetiştiriciler, ön ödeme avans taleplerini, güya küçük üretim tesisi sahibi bazı fırsatçılara (tefeci) iletmekte ve onlardan aldıkları süt parası ödemeli avanslarla işletmelerinin ve ailelerinin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmaktadırlar. Bugün durum öyle bir hal almıştır ki özellikle Doğu illerinde avans aldıkları kişilere sütlerini 1.30 kuruştan vermek zorunda kalmışlardır. Yine bu yüzden üreticiler Tarım Kredi Kooperatifine veya Ziraat Bankasına olan borcunu ödemek için 5.000 TL’lik besi danasını 3.500 TL’ye satmak zorunda kalmaktadır. Ne yazık ki avans ve kredi vermesi beklenen kurumların üreticiyi fırsatçılara (tefeci) muhtaç bıraktığı üreticiler arasında yaygın kanaat halini almıştır.

SADECE ÜRETİCİYE FİNANS DESTEĞİ SAĞLAYACAK BANKALAR OLUŞTURULMALI 

Bu nedenle yalnızca üreticiye finans desteği sağlayan bankalar oluşturulmalı veya hali hazırdaki bankalardan birisinin yapısı bu şekilde değiştirilmelidir. Oluşturulacak bankada işletme temsilcisi olacak personeller ve idareciler sorumlu oldukları işletmelerin kullandıkları kredi miktarı, kredi geri dönüş oranı, yatırıma dönüşmesi, işletme hesabının artışı gibi kriterler üzerinden prim sistemi ile motive edilerek üreticiyle yakın bağlar kurmaları sağlanabilir. Bu kriterler de gerçekleşecek olumsuz değişimlerde, şube idarecisi ve personelinin bunun sorumluluğunu üstlenmeleri ise bankanın yaşaması ve kalkınması açısından önemlidir.

Bu sayede hem kredi veren teşvik edilecek hem de verilecek kredilerin haksız kredi olması, yatırıma dönüşmemesinin de önüne geçilmiş olacaktır. İhtiyaç halinde, gerçek üreticinin faizsiz finans ihtiyacının karşılanması, fırsatçıların eline düşürülmemesi, Bakanlık desteklemelerinden bile daha önemlidir. Ancak geldiğimiz noktada bankalar dışında, üreticinin yanında olması gereken, üreticiyi fırsatçılardan (tefeciden) koruması gereken kurumların da ciddi finans sorunları yaşadığı, kurumlarını ayakta tutabilmek için krediye ihtiyaç duydukları söylentileri sektörde konuşulmaktadır.

BÜROKRAT VE SİYASETÇİLERİN YETKİNLİĞİ VE DÜRÜSTLÜĞÜ SORGULANIR HALE GELDİ 

Ülkemiz hayvancılık sektör paydaşlarının nezdinde genelde sektör yöneticilerinin özellikle sektör bürokratları ve bazı siyasetçilerin yetkinliği, liyakati, çalışkanlığı ve en önemlisi dürüstlüğü sorgulanır hale gelmiştir. Üreticiler kendileri adına karar verecek bazı yetkili bürokrat ve siyasetçilerin, yetkinliği ve liyakatı ile ilgili ciddi endişelere sahip durumdadır. Hem bu inanç eksikliği hem de yaşanılan bazı somut olaylar nedeni ile üreticiler Bakanlığın birçok projesinde de bazı kişi ve gruplara hizmet edildiğine dair düşüncelere sahiptirler. Bu olumsuz yaklaşımlar ve algı değişmeden, topluma güven vermeden hiçbir proje ve politikanın hayata geçmesi mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla bu algıyı gidermenin Bakanlığın en önemli önceliği olduğu kanaatini taşımaktayız. Çünkü eğer Bakanlığımız önderliğinde bir yola çıkacaksak, önce üreticiye ve sektör paydaşlarına güven verici ortamın hazırlanması gerekmektedir.

CUMHURBAŞKANLIĞINA BAĞLI MÜSTEŞARLIK KURULABİLİR

Bu noktada sektör paydaşları öncelikli olarak hayvancılığın tüm unsurlarını içinde barındıran özerk, tek yetkili bir otorite kurulmasını talep etmektedir. Bu ayrı bir Hayvancılık Bakanlığı olabileceği gibi yeni sistemde yalnızca Cumhurbaşkanlığına bağlı Hayvancılık Müsteşarlığı benzeri bir yapı da kurulabilir.

Kurulacak yeni yapıda geleceğe güven ve umut verecek liyakatli yöneticiler yer almalı, bu yöneticiler kişisel vizyonu itibari ile güçlü, kararlı, bilgili ve de uyanık kişilerden seçilmelidir. Hayvancılık sektör bürokrasisi yönetici ve çalışanları bilerek veya bilmeyerek küresel çıkar odaklarının, lobilerin, dış egemen güçlerin oyunlarına gelmeyecek yerli, millî birikimi ve tavrı olan kişiler olmalıdır. Kamuoyunun kuşkuyla baktığı Bakanlıktaki bazı projeler ve uygulamalarla ilgili kamuoyu aydınlatılmalı, gerekiyorsa projelerde revizyon ve denetlemeler gerçekleştirilmeli, hatta lüzum görülürse bazı projelere derhal son verilmelidir.

Hayvancılık sektöründe alınacak tüm kararlar; (çıkarılacak mevzuatlar, oluşturulacak kurullar v.b.) sektör paydaşları ile yapılacak çalışma grupları ile geliştirilmeli ve sağlanacak mutabakat neticesinde Devlet sözünün siyasi diliyle bir deklarasyona dönüştürülerek yayınlanmalıdır. Ülkemizde hayvancılığın yeniden inşası en az 20 yıllık bir program şeklinde belirlenerek açıklanmalı ve bu programın 5’er yıllık dönemlere ait hedefleri ile yasal mevzuatı ortaya konmalıdır.

IRK ET KALİTESİNİ BELİRLEYECEK BİR ENSTİTÜ KURULMALI 

Kırmızı et üretimini artırıcı, seferberlik programında etkin, üreticiyi, sanayiciyi, tüketiciyi vb. ilgili paydaşları bağlayıcı kararlar alabilen, il teşkilatlarıda olan kurullar oluşturarak bu kurullara bağlı teknik ve idari çalışmaların bütününü koordine eden (ırklar-et kalitesi-koruyucu hekimlik hizmetleriıslah çalışmaları) bir enstitü kurulmasında da fayda vardır. Bu enstitüdeki konu uzmanları proje ve politika üretiminde referans kaynağı olarak kullanılabilir. Yönetsel sorunların oluşmasında önemli bir başka neden de sektörün geçmişi ve bugünü ile ilgili sağlıklı veri ve istatistiklerin bulunmayışıdır. Sağlıklı veriler olmamasından dolayı ayrıntılı analiz ve raporlar hazırlanamamaktadır. Hayvancılık bakanlığı/müsteşarlığı bünyesinde kimliklendirme ve kayıt sisteminin oturması ile her geçen gün etkinliği artacak istatistik, analiz ve raporlama birimi oluşturulmalıdır.

Bu birim sektörün anlık durumunu sürekli ve güncel olarak takip edip dönemsel, bölgesel ve proje bazlı raporlar hazırlayacaktır. Bu raporlarda verim, hastalık, buzağı ölümleri, destekleme etkinliği gibi başlıklarda ayrıntılı incelemeler analiz ve öngörüler yer alacaktır. Analiz ve öngörüler sayesinde olası riskler karşısında izlenecek yol ve kriz anlarında alınacak tedbirlerle ilgili politika belirleyicilere yardımcı olacaktır. Buradan çıkan sonuçlar ve kriz durumunda uygulanacak senaryolar sektör paydaşları ile paylaşılarak onların olası krizlerde yapılacaklara inancının tam olması sağlanmalıdır.

İHTİYAÇTAN FAZLA ET İTHAL EDİLMEMİŞ OLUR 

Böylece krizler olmadan krizlerde nasıl davranılacağı tüm sektör tarafından bilinecektir. Bu sayede 200.000 ton et ihtiyacımız olduğu söylenirken 400.000 ton et almak durumunda kalmayacağız. Bu birim aynı zamanda ulusal ve uluslararası tüm gelişmeleri takip ederek olası krizleri önceden algılayabilecek bir kriz algılama merkezi olarak da görev yapacaktır. Bu birimin etkinliği hayvancılıkta teknoloji kullanımının yaygınlaşması ile her geçen gün artacaktır. Bu noktada acilen işletmelerin, işletme danışmanlarının, STK'ların, finans kurumlarının, işletme hekimlerinin kısacası tüm sektör paydaşlarının kullandığı yetkileri çerçevesinde veri girip verilere erişebildiği (Hayvancılık Bilişim Ağı “HABA”) ortak bir veri tabanının ve web/mobil uygulamaların oluşturulması gereklidir. Yeni dizayn edilecek hayvancılık karar mekanizmalarında sivil toplumdan faydalanmanın yanında toplumun kültürüne ve karakterine uygun projeleri hayata geçirebilmek için yetkin sosyologlardan da faydalanılmalıdır.

KURUMSAL ANLAMDA ISLAH KOMİSYONU KURULMALI 

Bugün ülkemizde kurumsal anlamda ıslah konularında danışılan ve kararlar veren herhangi bir ıslah komisyonu yoktur. Islaha ilişkin kararlar, bürokrasinin ve bürokratların birikimiyle ortaya koyduğu önerilerden yola çıkılarak siyasetin verdiği kararlarla şekillenmektedir. Ülkemizde sütçü ırkların gelişmesi sürerken, kombine ırkların özellikle de etçi ırkların hiç gelişmemiş olması, ıslahtaki hedefsizlik ve koordinasyonsuzluğun sonucudur.

Ülkemizde son yıllarda hayvancılık alanında yapılmış büyük yanlışlıklar ıslaha ilişkin ulusal komisyonumuzun olmayışından kaynaklanmaktadır. Bize göre etkili bir ıslah komisyonu olsaydı, buzağı desteklemesinden suni tohumlama şartı kaldırılmaz, Brusella olan yöreler de boğa dağıtılamaz, sütçü sığır işletmelerinde etçi ırk tohumlamaya izin verilmesi düşünülemezdi. 20-25 yıllık çalışmanın ürünü olan saf ırk sütçü damızlık işletmelerinde, kendi ırkına tohumlamadan vazgeçerek ırkın bozulmasına bilimsel altyapısı ve kalitesi olan hiçbir kurulun onay vermesi beklenmezdi.

ET ÜRETİM SEFERBERLİĞİ İÇİN ACİLEN YAPILMALI 

Ülke ve il ıslah komisyonlarınca belirlenecek ıslah kararları sayesinde, suni tohumlama uygulamamız veya melezleme çalışmalarında mecburi boğa kullanma kurallarımız daha da net olurdu. İlçe ilçe, il il, bazen köy köy doğru hayvancılık ırkları belirlenip ıslah hizmetleri de doğru yönlendirilebilirdi. Eğer kırmızı et üretim seferberliği yapacaksak önce Kırmızı Et Üretim Kurulu-Kırmızı Et Üretim Enstitüsü'yle direk irtibatlı ulusal ıslah-il ıslah komisyonlarını acilen kurmalıyız. Suni tohumlama ve benzeri hizmetlerin üreticiye ulaşma biçimi fiyatı dâhil her türlü zootekni bilimi yaklaşımında, önce bu kurullardan onay almalıdır. Bu kurullar hızlı etkin ve yaptırımlı kararlar alırken, üreticiye ek mali yüklerde getirmemelidir. 

MELEZLEME ÇALIŞMALARI ÜRETİCİ ZEVKİNE GÖRE YAPILIYOR

Bugün ülkemizde melezleme çalışmaları neredeyse hiçbir bilimsel dayanağa ve kurallara bağlı olmadan yalnızca piyasa koşulları, veteriner hekim ücret tarifesi ve üretici zevkine göre şekillenmektedir ve bilinçsiz melezleme çalışmaları vardır. Bu durumun böyle sürmesi halinde, 3-5 yıla kadar ülke olarak övündüğümüz süt ve süt ürünlerinde kendine yeterli halimizden ve sütçü damızlık ihtiyacımızın %90‘ını karşılayabilir olmamızdan eser kalmayacaktır.

Ülkemizde ıslah adına ıslahın birinci, ikinci aşaması diyebileceğimiz suni tohumlama ve süt verimi toplamaktan ibaret binlerce işletmede yapılan çalışmanın yanında ciddi kaliteli damızlık sütçü-etçi üretimini hedefleyen daha az işletmede daha etkin ıslah çalışmalarına ihtiyaç vardır. Damızlık birliklerinin uhdesinde yürüyen bu hizmeti daha nitelikli hale getirmek için ıslah yapılacak işletme standartları ve birlik üyeliğine giriş koşulları yeniden düzenlenmelidir. Islah çalışmaları yapılacak işletmelerde ön şartın hastalıklardan arilik olması gerekmektedir.

YERLİ SPERMA ÜRETİM VE KULLANIMI 5 YILDA 2 KATINA ÇIKARILMALI 

Sonuç olarak kullanma melezlemesi-embriyo transferleri, köylerde boğa kullanılması, ülkeye gelecek sperma ırkları dâhil birçok konuda verilecek kararlarda, ıslah kurulları olmazsa olmazımız olmalıdır. Buzağı ölümlerinin önemli sebeplerinden birinin de ithal sperma kullanımı olduğu bilgisi ışığında ülkemize antijenik uyumunu sağlamış yerli spermaların üretiminin ve kullanımının 5 yıl içerisinde en az 2 katına çıkarılması planlanmalıdır. Yerli sperma üretiminin desteklenmesi ve ön plana çıkarılması sayesinde birçok verim kaybı ve maddi kayıplarında önüne geçilebilecektir.

KİMİN NE KADAR ÜRETTİĞİ DE ÜRETECEĞİ DE BİLİNMİYOR

Ülkemizde hayvansal üretimin en önemli sorunlarından bir diğeri de piyasaya sunulacak ürün miktarıyla ilgili üretim planlamasının olmamasıdır. Kimin ne kadar ürettiği de üreteceği de bilinmemektedir. Üretim hiçbir kurala ve planlamaya bağlı olarak gerçekleşmemektedir. İkinci olarak üretimin alım garantisi yoktur. Üreticinin ürününü alacağını taahhüt eden (bir nevi sözleşmeli üretim modeli) ne özel sektör ne kendi kuruluşu ne de devlet kuruluşu yoktur.

Bazı bölgelerde küçük mandıra ve kesimhanelerin ön avans ödeyerek üreticiyle alım anlaşması var. Ancak bu da işletmecinin insafına kalmıştır.Üçüncü olarak da ürettiği ürünü, değeri üzerinden kabul edilebilir kârla satmasını sağlayacak veya
zararına satışta zararını telafi edecek üreticinin dâhil olduğu hiçbir mekanizma da yoktur. Ne yazık ki bugünkü işleyişiyle Süt Konseyi Ve Et Konseyi gibi yapıların hiçbir bağlayıcı, üreticiyi koruyucu etkisi ve mekanizmaları bulunmamaktadır. Bize göre ülke hayvancılığının bugün geldiği noktadaki en önemli açmazı da budur.

ÜRETİCİ SANAYİCİNİN İNSAFINDAN KURTARILMALI 

Hayvanın sahibi, hayvanın kazancıyla ilgili hiçbir konuda söz sahibi değildir. Yani tüm kesimlerin dediği, üretici para kazanmalı tespitinin formülü bize göre bu yapıda gizlidir. Sanayicinin ve uluslararası piyasanın insafına terk edilmiş üreticinin, buradan başarılı çıkma şansı yoktur ve imkânsızdır. Hatta son dönemde sanayicileri bile söz sahibi olmaktan çıkaran market zincirlerinin baskın etkisinden söz edilmektedir. Üretici kendi hakları ile ilgili karar verebilme yeteneğine ve mekanizmasına kavuşmalıdır. Bize göre bunun yolu büyük kooperatif yapılı hayvancılık örgütlerinin kurulmasından geçer. Kurulacak bu yeni örgütlerin (kooperatiflerin) önündeki engellerin kaldırılarak, serbest piyasa koşullarında doğan acımasız rekabetten etkilenmeyecek, devletin korumacı politikalarına ihtiyaç olacaktır.

Yaptığı planlamayla, üreticisinin ürününü ortada bırakmayacağı taahhüdünü verebilen, gerekirse üreticisine alet-ekipman ve teknik yardım yanında ön avans finansı sağlayabilen, aldığı hammaddeyi gerekirse işleyip ürüne çeviren veya çevirten kooperatiflerin (sanayicinin kazancını da hem üreticisine hem tüketiciye döndürecek) yerel yönetimlerin de katkısıyla oluşturulacak satış yerlerinde yapacağı satışla, üreticilerin para kazanmasının güvencesi olacaktır.

TARIMSAL ÖRGÜTLER ARACILIĞIYLA KÖYLERDE KÜÇÜK KESİMHANELER KURULMALI 

Tarımsal örgütler aracılığıyla köylerde kasabalarda küçük hayvansal ürün üretim tesisleri (kesimhane, sucukçu, peynirci vb.) kurulması desteklenmelidir. Yöresel ürün üreten küçük ve orta ölçekli işletmeler üzerindeki asgari hijyenik ve teknik gerekliliklerle ilgili ruhsatlandırma ve teknik şartların gözden geçirilmesi gerekir. Hayvancılık ekonomisi dışındaki öngörülemeyen faktörlere bağlı (kuraklık, devalüasyon, dış ilişkilerde yaşanan krizler vb…) zararlarda da maliyet tespitine bağlı telafi edici ödeme sistemi fonu (devlet katkılı) devreye girmelidir.

Serbest piyasa ekonomisinde bu olmaz diyenlere Amerika’daki, Avrupa’daki yetiştirici örgütleriyle oluşmuş modelleri örnek gösterebiliriz. Gelişmiş ülkelerde hayvancılık, devlet ve ilgili paydaşları tarafından kurulmuş, yasal zemine oturmuş sistemler tarafından yürütülmektedir. Yani devlet sistemi kurarak, sistemin işleyişini sistemin içine müdahale etmeksizin dışarıdan kontrol ve koordine etmektedir.

Bugün ülkemizde üreticilerin ürettikleri ürünlerin maliyetlerini karşılayamaması yanında, pazarlamada da ülkemize özgü oluşmuş üretici aleyhine gelişmiş mekanizmalarda mevcuttur. Örneğin; celeplik / komisyoncu sistemi hem mafyalaşma eğiliminde olup hem de üreticinin hayvanının değer kaybına yol açan bir yapıdır. Bu görevi üretici örgütlerine yaptırarak acilen celeplik sistemini bertaraf etmemiz gerekmektedir.

Ülkemizde ne yazık ki büyükbaş kırmızı et ihtiyacı, etçi ırklar yerine sütçü ırkların erkek danalarından veya kombine ırkların erkek danalarıyla yerli ırklardan karşılanmaya çalışılmaktadır. Dünyada, et etçi ırktan, süt sütçü ırktan elde edilmektedir. Bu yaklaşım hem bilimsel hem de ekonomik anlamda doğrudur. Bu yaklaşım hem yetiştiriciye hem de ülkemize kazanç sağlar. Bu nedenle bizde ülkemiz coğrafyasına ve kültürüne uygun etçi ırkları oluşturmalı ve geliştirmeliyiz.

Bunun yanında eldeki saf ırk süt hayvancılığına zarar vermeden yerli ve kombine ırklarda melez azmanlığından ve heterozigot melezlemeden faydalanmak et sorununun çözümünde önemli rol oynayacaktır. Bu mantıkla Türkiye’deki et sorununa çözüm amaçlı birçok yerel projeler yapılmaya çalışılmaktadır.

Her ne kadar herhangi bir ıslah komisyonundan onay alınmamış olsa da ülkemizin incelemeye değer bazı yöreleri için çözüm olabilecek güzel örnekler vardır. Örneğin; Aydın DSYB’nin üniversite ile ortaklaşa yürüttüğü damızlık vasfını kaybetmiş Holstein hayvanlarda cinsiyeti belirlenmiş erkek etçi ırk sperma kullanılarak (Belçika Mavisi) melezleme çalışmasından çok başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Bu ve buna benzer projeler devlet eliyle koordine ve denetim altında desteklenmelidir.

Bu bilgiler ışığında baktığımızda, ülkemizde etçi ırkların ve melezlerinin oluşabilmesi, ıslahın birkaç unsurunun hayata geçmesiyle olabilecektir. Bize göre saf kan etçi ırklarla oluşturulacak işletmelerin popülasyona dâhil edilmesi ve bu işletmelerden çoğalan yine saf kan etçi damızlık düvelerin uygun şartları taşıyan işletmelere dağıtımıyla birlikte yine popülasyonda bulunan yerli ve melez ırklarımızın etçi-kombine ırklarla suni tohumlama veya boğa kullanılarak tohumlanması, bunun sonunda ortaya çıkacak kullanma melezlemesi ve heterozigot melezleme çalışmaları popülasyonun yapısını değiştirecek, etçi ve kombine ırka dönüşümüne katkı sağlayacaktır.

Ayrıntısına ileride gireceğimiz proje için öncelikli olarak ülkemize uygun etçi damızlıklar, yöresine göre ırkları belirlenmiş olarak özel sektöre ürettirilebileceği gibi bunun yanında yıllık ihtiyaçlar ortaya koyarak TİGEM’lerde de etçi damızlık düveler yetiştirilebilir.

TİGEM'İN ÜRETTİĞİ HAYVANLAR PİYASANIN İKİ KATINA SATILIYOR

Oluşturacağımız Kırmızı Et Üretim Kurulu illerden alacağı talepleri, aylık/yıllık bazda planlayarak TİGEM’ler ve özel sektörden ihale yolu ile temin edebilir. Etçi damızlık düvelerin temininde gerekirse TİGEM’ler, embriyo transferi yöntemini de kullanabilirler. Geçmiş yıllarda TİGEM’ler kendi yöresine teknik danışmanlık yapabildiği gibi ayrıca üreticinin ihtiyacı olan kaliteli damızlıkları da yöre ve ülke üreticisine temin ederken bugün bu özelliğinden tamamen uzaklaşmış görünmektedir. Son dönemlerde TİGEM’in devreye girdiği hayvan temin projelerinde her ne hikmetse ürettiği hayvanlar piyasanın iki katına satılmasına sebep olmuştur.

Özel sektör-TİGEM'in yıllık ne kadar damızlık etçi düve satacağını önceden bilirse, kendini ona göre planlar. Ayrıca yeni kurulan düve merkezleri yerine belli standartları taşıyan damızlık üreten her işletme düve merkezi olarak düşünülmelidir. Ayrıca suni tohumlamanın, ulaşmasının sorunlu olduğu, Brusella’dan ari dağ köylerinde kullanılmak üzere, etçi damızlık boğalarda TİGEM ve özel sektör aracılığı ile temin edilerek birlikler ve bakanlık gözetiminde yetiştiriciye satılmalıdır.

Ülkemizdeki tüm üreticilerin ortak sorunu, sorunlarına çözüm aramada, kendileriyle ilgili desteklemekredi vb. alanlarda sorunlarını iletmede, muhatap bulamamalarıdır. Sorununu ileteceği, hızlı bilgiye ulaşacağı bir mekanizma yoktur. Bunun için yetiştiricilere hizmet veren bir çağrı merkezine (Hayvancılık Bilgi İletişim Merkezi “ALO KÖYLÜM”) acilen ihtiyaç vardır.

ALO KÖYLÜM ÇAĞRI MERKEZİ 

Kurulacak çağrı merkezi yukarıda kurulması öngörülen güncel bilgilerle donatılmış veri tabanları (Hayvancılık Bilişim Ağı “HABA”) ve konuları değerlendirebilecek uzman teknik personele ve bürokratlara ulaşım sağlayan, bir yapı olmalıdır. Bu merkez sayesinde işletmeler her türlü doğru bilgiye hızlı bir şekilde ulaşabilmeli, sorunlarını ve hizmet taleplerini iletebilmelidir. Kamunun denetiminde olacak çağrı merkezine iletilecek talepler raporlanarak en çok hangi hususlarda sorun yaşandığını, aksama olan yerleri, kişi ya da kuruluşların hangileri olduğunu tespit etmek mümkün olacaktır. Bu merkez sayesinde merkezi otorite de sektörün nabzını çok daha etkin biçimde tutabilecektir.

Çağrı merkezinden alınacak raporlar ve elde edilecek bilgiler sayesinde merkez, kırmızı et veya hayvancılıkla ilgili erken uyarı merkezi gibi de görev yapacaktır. Bu merkez aynı zamanda hayvancılıkla ilgili yapılacak projeksiyonlara yardımcı olacaktır. Kurulacak çağrı merkezi ciddi birikimli insan kaynağına ve teknolojik altyapıya ihtiyaç gösterecektir. Kurulacak bu sistem ve oluşturulacak yapının finansında üreticilere yük getirmek yerine liberal ekonominin temel unsurlarından olan reklamdan gelecek kaynaklar kullanılabilir. Özellikle web ve mobil uygulamaların reytingi yüksek olacağı için bu platformlara reklam alınması çok mümkündür. Tarıma hizmet veren kuruluşların katkısı bu sorunun çözümüne fayda sağlar. (TARSİM-Ziraat BankasıTarım Kredi Kooperatifleri vb.)

MERA ISLAH ÇALIŞMALARI BEKLENEN GELİŞMEŞİ GÖSTEREMEDİ 

Ülkemizde, hayvancılıkta ciddi sorunlarımız olması yanında meralarımızdan yeterince faydalanamadığımız da bir gerçektir. Son yıllarda yapılan tespit çalışmalarına karşın mera ıslah çalışmaları, beklenen gelişmeyi gösterememiştir. Hatta son yıllarda ciddi mera kayıplarımızın olduğu da bir gerçektir. 1980 yılında yaklaşık 21 milyon hektar olan mera alanı, 2018 yılında yaklaşık 14 milyon hektara düşmüştür.

Meralar her ne kadar bulunduğu köye ait olsa da bu ülkenin ortak malıdır. İhtiyaç fazlası meraların, köylerin isteğine bakılmaksızın, ihtiyaç sahibi işletmelerin hayvancılık amaçlı kullanımına açılması ve gereken izinlerin verilmesi sağlanmalıdır. Köylerin ihtiyacı karşılanırken ıslah yapma şartıyla yine hayvancılık şirketlerinin kullanımına da açılmalıdır.

BÜYÜKŞEHİRLERDE MERA ALANLARI TAMAMEN SAHİPSİZ DURUMDA 

Büyükşehirlerde ise mera alanları, mera alanı anlamında tamamen sahipsiz pozisyona düşmüş görünmektedir. Halen önemli oranda mera alanının tespit, tahdit ve tahsisi yapılamamıştır. Yıllardır mera fonunda biriken paraların amacına uygun bir şekilde kullanılmadığı, toplantı huzur haklarına, masa, sandalye ve mefruşata harcandığı gibi bir kanaatin oluşmuş olması konunun ciddi boyutta ele alınması gerektiğini göstermektedir. Aynı şekilde hazine arazileri de yerel tarım otoritelerince tarımsal amaca yönelik yatırımlara gerekirse bedelsiz tahsis edilebilmelidir. Tarıma uygun hazine arazilerinin genç Veteriner Hekim ve Zooteknist olmak üzere ikili yapılara hayvancılıkla ilgili projeler dâhilinde tahsis edilmesi, yem bitkileri üretimine mera-ıslah çalışmalarına ve modern hayvancılık tesislerinin oluşmasına katkı sağlayabilir. 

KÖYLERDEKİ YATIRIM AMAÇLI ALINAN ARAZİLER HAYVAN OTLATMADA KULLANILAMIYOR

Yatırım amaçlı satın alındığı için veya köyden kente göç nedeni ile kullanım dışı kalmış bazı arazileri, hayvancılık yapanların otlatma amacıyla kullanmasına da izin verilmemektedir. Bu konuda çıkacak yasal düzenlemelerle bu arazilerde hayvan otlatmasına izin verilmesi gerekmektedir. Bu noktada arazi sahibi ekilip dikilmeyen arazisini bedelsiz mera alanı olarak tahsis ve ilan etmedikçe atıl durumdaki araziler için ek yüksek vergi konulması düşünülebilir. Bu tip arazilerden vazgeçmek isteyen arazi sahiplerinin ise hazineye yapacakları arazi bağış işlemleri prosedür ve mali açıdan kolaylaştırılmalıdır.

ARAZİ TOPLULAŞTIRMA ÇALIŞMALARI YAVAŞ İLERLİYOR 

Ayrıca bugün ülkemizde mera ve yaylaların ihaleye verilme süreci işleyiş açısından birçok bürokratik sorunu da içermektedir. Öte yandan nadasa bırakılan alanlar ve ekilebilir ancak mülkiyet sorunu/küçük parçalı/göç gibi sebeplerden işlenmeyen arazi varlığımız son derece yüksek olup, ikisinin toplamı bazı bölgelerde ekilebilir arazinin yarısına yakınını teşkil etmektedir. Yem bitkileri ekilişinin artışına da katkı sağlayacak arazi toplulaştırması çalışmaları çok yavaş seyretmektedir. Arazi toplulaştırması çalışmaları acilen gündeme alınmalı ve işlemleri hızla tamamlanmalıdır.

Hayvancılık girdi maliyetlerinin en önemli unsuru olan besleme ve yem giderlerinin, yörelere göre değişmekle birlikte %65-80’leri bulduğu ülkemizde, ekonomik hayvancılık yapmanın neredeyse imkânsızlığı ortadadır. Ekonominin makro dengelerine bağlı olarak oluşan dolar kuru, mazot fiyatı gibi değişkenler, buğday, mısır ve yemin fiyatını yani hayvancılığın temel maliyetini belirlemektedir.

Ülkemizin yetiştirdiği en önemli uzmanların görüşlerine göre ülkemiz hayvancılığını tehdit eden dört önemli ve gizli seyreden hastalığın (subklinik asidoz, ketozis, hipokalsemi, mastitis) sebebi yanlış hayvancılık uygulamalarına ve beslenme sorunlarına bağlıdır. Bunun yanında ciddi fertilite sorunlarımızın ve verim kayıplarımızın temelinde yetersiz ve yanlış beslenmenin yattığı herkesçe malumdur. Örneğin yavaş salınımlı A, D, E vitamin preparatları kızgınlık ve fertilite sorunlarının çözümüne yardımcı olabilecekken, ne yazık ki bu konuda yeterli duyarlılık oluşturulamamıştır.

HAYVANCILIK BESLEMEYLE İLGİLİ RADİKAL KARARLAR ALINMALI 

Hayvancılıkta beslemeyle ilgili alınabilecek çok radikal kararların var olduğuna inanmaktayız. Örneğin, kurak alanlarda buğdayın yeşilken buğday hâsılı olarak hayvancılığın tüketimine sunulması, hem suyla ilgili sorunları olan bölgelerimizin ekonomiye katkısını sağlayacak hem de hayvan yemindeki protein ve saman açığının giderilmesine katkı yapacaktır.

Ülkemizde saman kullanımı ve bireysel saman ihtiyacı ile ilgili bilgilerde yeniden değerlendirilmeye muhtaçtır. Hayvancılık masaya yatırılacaksa bunun yanında özellikle yem sorunu ayrıca ele alınmalıdır. Hedeflediğimiz hayvan varlığına (sayısal ve ırksal dönüşüm) uygun kaba yem ihtiyacımızın ve kesif yem ihtiyacımızın öncelikle belirlenmesi gerekmektedir. İhtiyacın uygun maliyetle üreticilere ulaşmasını temin edecek projeleri eş zamanlı olarak geliştirmeden, sistemi kurmadan hayvancılığa ilişkin yapılacak yeni projelerin büyük dalgalanmalara ve çöküşlere yol açabileceğini dikkate almalıyız.

TARIM KREDİ VE TMO YEM MALİYETLERİNİ DÜŞÜRECEK FONKSİYONLAR ÜSTLENEBİLİR 

16 milyon büyükbaş hayvanı doyuracak saman(..??), kaba yem yok iken ve bunu arttırmadan 20 milyon hayvanı hedeflemek yeni sorunlara da yol açabilecektir. Ülkemizin önemli kuruluşları olan Tarım Kredi Kooperatifleri-T.M.O vb. yapılar yem maliyetinin düşürülmesinde önemli rol oynayan ve dönüşüme katkı sağlayacak aktörler haline getirilmelidir. Bugün doğu illerinde besi hayvancılığı yapılamamasının en önemli sebepleri arasında, yem maliyetinin, nakliyesi sebebiyle batı illerine göre çuval başına 10-15 TL fazla olması gelmektedir. Hayvancılığın lokomotifi olmasını beklediğimiz bölgelerde ne yazık ki hayvan besleme açısından önemli sanayi kuruluşlarımız gelişmemiş, hayvancılığa destek olacak yem fabrikaları – şeker fabrikaları kalmamıştır.

Ülkemizde yem fabrikalarının fazlalığına bağlı, kapasitesinin tamamının kullanılamaması gibi bir sorun vardır. Bunun da yem maliyetlerine etkisi yadsınamaz. Üreticilerimizin de (küçük işletmelerin) kendi yemini kendisinin üretmesi konusunda yeterli hale getirilmesinde fayda vardır.

Kendisi başlı başına sorun olan bir konunun, kendi içinde yarattığı sorunları tartışmanın ve çözüm aramanın hiçbir anlamı olmadığını düşünüyoruz. Ancak yine de bu konuda söylenmesi gereken hususları ifade etmek zorundayız.

Tüketiciye ucuz et yedirme amacıyla yapılan ithalat, ne yazık ki ucuz ete ihtiyaç duyan insan sayısını daha da artırmaya neden olmaktadır. Üstelik ucuz et yedirme işleminin bedeli, üreticinin sırtına yüklenmektedir. İthalat uyuşturucu bağımlılığı gibidir, sağladığı mutluluk kalıcı değil geçicidir. Organlarda büyük hasara yol açar ve üstelik kullandıkça aynı etkiyi oluşturması için daha yüksek dozlara ihtiyaç duymamıza neden olur. Sonu da her zaman dağılmış bir yaşam ve ölümdür.

Bizler ithalata temelden karşı olmamıza rağmen ülkemiz üreticisine çok pahalıya mal olan bazı doğru bilgileri de öğretmiş olduğunu yadsıyamayız. Bugün etçi ırklardan Hereford, Şarole, Limuzin, Angus’tan bahsediyorsak, et kemik oranının ne demek olduğunu biliyorsak, etçi ırk besleme ve bununla ilgili işlemleri öğrendiysek, ne yazık ki bu biraz da ithalat sayesinde olmuştur.

ESK'NIN PİYPASA DÜZENLEYİCİ KARARLARI PİYASA BOZUCU SONUÇLARA NEDEN OLDU 

ESK üretici lehine piyasa düzenleyici görev yapacağına, son zamanlarda aldığı kararlarla ne yazık ki piyasa bozucu sonuçlar ortaya çıkmıştır. Üreticiyi kolluyor ve destekliyor gibi görünse de ne üretici ne de tüketici buna artık inanmamaktadır. Örneğin ihtiyaç fazlası ithal edilen et hem ESK’nın depolarında zararına satılmayı beklemekte hem de piyasa dengelerini alt üst etmektedir. Damızlık ithalatının ırk bazında hiçbir kriterinin (sayı-ırk) olmaması, kasaplık besi ithalatıyla ilgili aylar-mevsimler anlamında kriterlerin oluşmamış olması, alelacele yapılan işlemler ve denetimsiz süreç nedeni ile, ithalat yapan işletmelerde birçok idari ve teknik sorunlara yol açmasının yanında ülkemizin hiçbir zaman tanışma olasılığı olmayan hastalıklarla da tanışmasına sebep olmuştur.

Ayrıca ithalat yapan firmaların istihdama olumlu-olumsuz etkisi ve ödediği vergiler de dahil olmak üzere ülke ekonomisine yarattığı katma değer ayrıntılı biçimde analiz edilmeli ve fayda/maliyet analizi doğru yapılmalıdır. İthalatı; ithalat öncesi, ithalat sırası, ithalat sonrası sorunlar diye değerlendirip bir rapor hazırlanmasının ve bu konularda yerli ve milli hayvancılık eksenli bir çözüm üretilmesinin yararlı olacağı kanısındayız. İthalat konusunu bir yetiştiricimizin sözüyle bağlayacak olursak, “Sözü bile dizlerimizin bağının çözülmesine yetiyor”. 

TARIMDANHABER

Güncelleme Tarihi: 02 Aralık 2019, 15:00
banner207
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ep
Ep - 1 hafta Önce

Şimdiye ye kadar nerdeydiniz hic sesiniz cikmiyor hayvancilik ayaklar altinda sizler koltuk sevdasindasiniz

ht
ht - 1 hafta Önce

yani dsyb diyorki bakanlık ve diğer örgütler hiçbirşey bilmiyor biz herşeyin farkındayız ve biz biliyoruz.... bugüne kadar herhangi bir açıkmaya yapmayıp birliklerin kapanması uzun süredir gündemi meşgul ederken bu derece detaylı açıklamayı tamda şu zamanda yapmasıda ayrıca manidar.

banner151