" />

Bakan Fakıbaba’dan dişi hayvanlar için flaş açıklama: ‘Kesmeyin biz alalım’

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, kısır olmayan dişi hayvanların kesilmesini ülke hayvancılığı açısından vicdansızlık olarak gördüğünü belirterek, bu konuda flaş bir açıklamada bulundu. Kesime giden doğurganlık problemi olmayan hayvanların TİGEM tarafından satın alınacağını açıklayan Fakıbaba, “Çiftçi kardeşim doğurmamış bir anne adayını eğer kesecekse lütfen kesmesin, TİGEM'e getirsin biz satın alalım" dedi.

Bakan Fakıbaba’dan dişi hayvanlar için flaş açıklama: ‘Kesmeyin biz alalım’
banner200
banner217

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, Bakanlığın yayın organı Türktarım Dergisi'ne verdiği röportajda özel hayatı ve Bakanlıktaki çalışmalarla ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

Eğitim Yayım ve Yayınlar Dairesi Başkanı Osman Güzelgöz'ün yaptığı röportajda öne çıkan başlıklar şöyle:

Çocukluğunuzla başlamak isteriz, Ahmet Eşref Fakıbaba Şanlıurfa'nın Birecik ilçesinde doğdu. Nasıl bir çocukluk geçirdiniz? O zamanki mahalle ortamı, sokak ortamı, evinizin ortamı nasıldı? Çocukluğum her çocuk gibi çok güzeldi, yani çocukluk çok güzel bir çağ, hiç onu unutamıyorsunuz. Her şey o kadar güzel ki, arkadaşlarınız, mahalleniz, komşularınız, anneniz, babanız, kardeşleriniz, komşularla ilişkileriniz…

Benim için unutulmaz bir dönem. Hayatımız çocukluğumuzun izlerini taşır hep biz farkında bile olmayız bunun aslında. Çok küçük bir sokağımız vardı, yani 2-3 metrelik. Fakat orada top oynardık, sanki stadyum gibi gelirdi bize. Bazen tabi paramız olmadığında top da olmazdı. Biz de bir bezin içerisine saman doldururduk, onunla top yeri ne oynardık. Çok hoş günlerdi.

Kaçıncı çocuk olarak doğdunuz?

Ben beşinci ve en küçüğüm. İki kız kardeşimden birisi Allah rahmet etsin vefat etti. İki ağabeyim var, bir bacım var. Anam-babam da rahmetli oldular, mekânları cennet olsun.

Rahmetli Babanız Ali Amca isminizi Ahmet Eşref koymuş. Bu ismin de bir hikâyesi var bildiğim kadarı ile.

Dedemin çok saygı duyduğu bir manevi büyüğümüz varmış Irak'ta, adı Eşref. Manevi bir şahsiyettir kendisi. Babam ismimi Ahmet koymuş. O manevi büyüğümüzün isminden dolayı dedem de Eşref koymuş. Ahmet Eşref olmuş.

PORTAKAL SANDIĞI ÜZERİNDE SATIŞ YAPARDIM

İlkokul, ortaokul ve liseyi Birecik'te okudunuz. O zamanki okul ortamıyla şimdiki okul ortamını mukayese edersek nasıl bir okul dönemi geçirdiniz?

Çok çalışırdım, düzenli bir öğrenciydim ben. O zamanlar Cumartesi günü de okul vardı öğleye kadar, öğleden sonra hem babamın dükkânında çalışırdım, hem dersime çalışırdım, yani o çok önemliydi benim için. Kendi paramı kazanırdım. Dükkânın önünde bir portakal sandığı vardı, hiç unutmam, onun üzerinde yorgan ipliğidir, taraktır, aynadır, ne varsa koyardım. Babamın dükkânına gelenler de benden alışveriş yapardı. Ben, paramı o yaşta kazanmaya başlamıştım. Bu durum çok hoşuma giderdi.

TERZİ ÇIRAKLIĞI DA YAPTIM DONDURMA DA SATTIM

Babanız manifaturacılık yapıyormuş. Siz bir dönem terzi çıraklığı da yapmışsınız o çarşıda.

Terzi çıraklığı da yaptım, dondurmacılık da yaptım, yani hiç boş durmazdım ben. Hiçbir şey olmazsa babamın dükkânındaki gömleklerden üzerime atar, çarşıda satardım, “gömlek.. gömlek.. gömlek.." diye bağırarak.

İlkokul yıllarınızdan hayatınızı etkileyen bir öğretmen oldu mu?

Rahmetli, hiç unutmam, Urfalı olmayan bir öğretmenimiz vardı, rahatsızlandı ve vefat etti, çok etkilenmiştim, ilkokul birinci sınıftaydım. Sonra yine Bekir Tarhan diye bir hocamız vardı, ilkokulu bitirinceye kadar onunla beraberdik. Allah rahmet etsin, çok iyi bir insandı. Tabi ilkokul farklı, yani öğretmen ne diyorsa bir çocuk olarak onu hemen anında beyninize yerleştiriyorsunuz, yazıyorsunuz, bu bağlamda hakikaten ilköğretim çok çok önemli. Bizleri bu seviyeye getiren çok değerli öğretmenlerimizi unutmak mümkün değil.

ÇALIŞKAN BİR ÖĞRENCİYDİM

Bazı çocuklar için büyünce işte mühendis olacak, doktor olacak falan derler. Küçükken, ilkokuldayken veya ortaokuldayken sizin için de denmiştir muhtemelen.

Çalışırdım, derslerime hakikaten iyi çalışırdım, disiplinliydim bir defa. Cumartesi öğleden sonra arkadaşlarım dinlenirken ben dükkâna giderdim, boş zamanlarımda harçlığımı çıkarırdım. Akşama eve gelirdim, ondan sonra derslerime çalışırdım. Pazar akşama kadar çalışırdım veya ikindiye kadar. Bir parkımız vardı, ikindi vakti öğrenciler oraya gelirdi, ben görevimi yapmış olurdum, onun rahatlığı içerisindeydim. Ama beraber oturduğum arkadaşlar huzursuz olurdu. Çünkü ertesi gün Pazartesi hoca ödev vermiş, onlar yapmamış. Ben ödevlerimi yapmış olarak, çayımı çok rahat içiyordum. Bir de ayran vardı, buzlu ayran, buzlu ayranımı içiyordum, onlar huzursuzdu.

Neden doktorluk mesleğini tercih ettiniz?

Bizim ailede idol olarak görülen teyzemin oğlu vardı. Genel cerrahtı. Şu anda da kendisi hakikaten çok saygı duyduğum büyüğümüz, ben ellerinden öpüyorum, onun etkisi oldu. Cerrahtı, herkes tarafından sevilen bir insandı. Baktım seviliyor, çok da hoş bir iş, yani ben de dedim doktor olmak istiyorum, sonra cerrah olduk ve hayatımız öyle devam etti.

IĞDIR BENİM İKİNCİ MEMLEKETİM

Hekim olarak ilk görev yeriniz neresiydi?

Mecburi hizmete Iğdır'a gittim, o yüzden Iğdır hep derim benim ikinci memleketimdir. Orada 2,5 yıl çalıştım, çok değerli dostlarım oldu hakikaten, çok severim. Hastane ortamı ilk gittiğimde çok berbat durumdaydı. Ama Iğdırlılar çok iyi bilirler ki sonradan hakikaten çok güzel, pırıl pırıl temiz bir hastane oldu. Boyadık, yataklarını, karyolalarını değiştirdik, ameliyathaneyi işler hale getirdik, onun için Iğdırlılar da beni çok sever. Çok da ameliyat yaptım ben orada.

Bir röportajınızda söylediniz de Iğdır'dan Urfa'ya gelirken, bir genel cerrah olarak normalde maddi açıdan çok iyi durumda olmanız beklenirken borçlu gelmişsiniz Urfa'ya, niye borçlu geldiniz?

Ben orada çok hasta baktım hakikaten. Yani ben de kazandım ama ben ta gençliğimden beri param olduğu zaman hep harcardım, çok para tutayım diye bir derdim olmazdı. Çok hastam vardı. Ağrı'dan, o civardan hastalarım gelirdi. Ama orada bir sevgi bıraktık, bence en güzel sermaye, o sevgi.

ÖNEMLİ OLAN VERİLEN İŞİ EN İYİ ŞEKİLDE YAPABİLMEK

Şimdi sizin tabiplik kimliğiniz var, belediye başkanlığı kimliğiniz var, milletvekili ve en sonunda da bakan kimliğiniz var. Bu rollere, hayatın size yüklediği misyona baktığınız zaman, mesela belediye başkanlığıyla genel cerrahlık veya başhekimlik arasında veya belediye başkanlığıyla bakanlık arasında nasıl bir duygu gelgiti yaşıyorsunuz? Hani olsaydı yeniden belediye başkanı olmak ister miydiniz veyahut da bu geçişleri nasıl sağladınız?

Ben görevler arasında çok büyük bir farklılık görmüyorum. Yani bir insan işçi olabilir, işveren olabilir, bakan olabilir, bakan özel kalemi olabilir, ne bileyim garson olabilir, bir restoran sahibi olabilir, önemli olan işi iyi yapabilmektir, planlı yapabilmektir, o işin üstesinden gelebilmektir, hakkını verebilmektir, işiniz bittiği zaman mutlu bir şekilde evinize dönebilmektir. Yani ben bakan olsam da aynı mutluluğu duyuyorum, başhekimliğimde de öyleydim, doktor olarak da öyleydim, öğrenciyken de.

LAYIK OLABİLMEK İÇİN GECE GÜNDÜZ DEMEDEN ÇALIŞIYORUZ

Ben yaptığım işlerden hep zevk alarak yapmışımdır. İnanıyorum, yarın bana deseler bu binayı temizleyeceksin, yine zevkle ben bu binayı temizlerim. Yani benim için öyle çok, bakan olmak, falan olmak arasında bir fark yok. Ama tabi bunlar, kutsal görevler. Doktorluk bir meslektir, ama bir belediye başkanlığı, bir milletvekilliği, bir bakanlık önce Allah'ın sayesinde, sonra Cumhurbaşkanımızın ve partimizin sayesinde bu göreve getirildik, biz de layık olabilmek için gece-gündüz demeden çalışıyoruz.

Ama dediğim gibi bu görevler geçicidir. Neticede ben bir doktorum ve Ahmet Fakıbaba'yım, bana sorduklarında hiçbir zaman ben Bakan, Belediye Başkanı, Milletvekili titrini hiç kullanmadım. Doktor Ahmet Fakıbaba derim, çünkü mesleğim benim doktordur.

İÇİMDEN GELDİĞİ GİBİ KONUŞURUM

Sizi tanıyan herkes sizi çok samimi buluyor. Samimiyetinizle ilgili siz ne düşünüyorsunuz?

Beni samimi bulmaları ayrı bir şey. Zaten ben samimiyim, yani konuşurken de, anlatırken de, yaşarken de, çalışırken de samimiyim. Öyle, rol yapma falan ihtiyacı hissetmemişimdir, içimden geldiği gibi konuşurum, yaşamım öyle olmuştur, Allah'a çok şükür bundan sonra da inşallah öyle olacağına inanıyorum.

Bir güler yüzlülük var, mesela en zor zamanlarda bile insanlar sizin o güler yüzünüzde bir samimiyet buluyorlar, özellikle çocuklar. Böyle olunca tırnak içinde “dokunulabilir Fakıbaba" kavramı ortaya çıkıyor. Bunun yansımalarıyla ilgili ne söyleyebilirsiniz, çünkü bu durumu her gün yaşıyorsunuz?

Normalde siz de güler yüzlüsünüz. Yani normal her insanın yapması gereken bir olay insanlarla beraber olmak, dokunmak. İnsanlar olmadığı zaman değil mi, benim doktor olmamın veya milletvekili olmamın, belediye başkanı olmamın, bakan olmam ne anlamı kalır. Her şey insan için. Sizin bir amacınız var, görev yapmak. O görevi yapıyorsunuz, göreviniz de başarılı ve adil bir şekilde yerine getirdiğiniz zaman hem siz mutlu oluyorsunuz hem de karşınızdaki insanı mutlu ediyorsunuz. Yani bunlar karşılıklı bir iletişim, hiçbir şey tek taraflı olmaz. İnsanlar beni seviyorlarsa, ben de insanları çok seviyorum.

BİR ELİMDE NOHUT DÜRÜM BİR ELİMDE KİTAP OKULA GİDERDİM

Bir de çalışmayı çok seviyorsunuz. Çocukluğunuzdan da varmış zaten bu çalışma alışkanlığı, siz de söylüyorsunuz bunu. Yani günü değerlendirmek için güne sabah erken saatlerde başlıyorsunuz, gecenin geç saatlerine kadar devam ediyorsunuz. Bu biraz da bir inanmışlık, işte o dediğiniz insan sevgisi, insana hizmet etmek, bir şeyler üretmek. Bu tempo veya bu çalışma alışkanlığı nerede başladı, ne zaman başladı?

Çocukluktan geliyor esasında. Rahmetli babam beni sabah ezan okunmadan kaldırırdı, ben öğlenciydim, iki ağabeyim vardı. Onlara hiçbir şey yapmazdı, beni kaldırırdı, o namaza giderdi. Bu dönem ortaokul yılları falan. Ben de dükkânı açardım, temizlerdim, süpürürdüm, babam namazdan çıkar gelirdi, hazır dükkân. O zaman da 25 kuruş bana bir harçlık verirdi. Sabah erken, daha okulun açılmasına iki saat var. Ve ben hiç unutmam, 10 kuruşla nohut dürüm alırdım.

Bir elimde nohut dürümü, bir elimde kitap, hem kahvaltımı yapar, hem de kitap okurdum. Genelde de ben hep öyleyimdir, örneğin televizyon seyrederken elimden geldiği kadar başka bir işi de halletmeye çalışırım. Zaman paradan çok önemlidir. O zamanı iyi değerlendirdiğinizde, yani zamanı iyi kullandığınızda çok başarılı olursunuz. Birecik'e gittiğimde o nohut dürümünden, hala yerim. Çok lezzetlidir.

DOKTORLUĞU ÖZLEDİĞİM GÜNLER OLDU

Doktorluk mesleğini belediye başkanlığı, milletvekilliği ve bakanlık döneminde yapamadınız. Genel cerrahlığı özlediğiniz oluyor mu?

İlk 5 yılda çok büyük özlem çekiyordum. 2004 yılında belediye başkanı oldum, 2009'a kadar hakikaten diyordum ya ameliyata gireyim, hastaneye gittiğim zaman ilk işim ameliyathaneye girip oradaki arkadaşların yaptığı hiç olmazsa ameliyatı seyretmekti. Fakat tabi o 5 yıldan sonra bu istek gittikçe azaldı, şimdi unuttum diyemem ama çok ağırlaştık yani. Yani genel cerrahlık bir meslekti. Şimdi bir ameliyat yapabilir miyim? Herhalde bir-iki ay bir arkadaşımın yanında asistan olarak çalıştıktan sonra ameliyat yapabilirim diye düşünüyorum, çünkü 15 yıla yakın bir zaman oldu, az bir zaman değil.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı oluncaya kadar hayatınızın herhangi bir döneminde tarımla fiilen uğraştınız mı? Yani evde çiçeklere bakmak dışında? Mesela Şanlıurfa'da bahçeniz vardı.

Tabi vardı. Genelde sağ olsun eşim o işlerle uğraşırdı. Köpeğimiz vardı, tavuğumuz, horozumuz, keçimiz vardı, hayvanları çok severim ben. Köpeğe, bir buzağıya, bir koyuna, bir kuzuya bayılırım. Onun için çok yabancı değilim. Ama desen köyün, tarlan filan oldu mu? Yok, babamın da olmadı, benim de olmadı. Ama çocukluğumda köye giderdim, köyde kalırdım, akrabalarımız vardı, çok hoşuma giderdi.

Sayın Bakanım, hayatınızın iki tane çok önemli kavramı var. Birisi saygıdeğer eşiniz, birisi de Urfa. Urfa'yı çok seviyorsunuz.

Eşim ve ailem diyeyim. Eşim ve ailem her şeyim. Herkesin olduğu gibi benim de öyle. Allah onlardan razı olsun. İkincisi eskiden Urfa'mdı, şimdi Türkiye'm tabi. Tabi Urfalı olduğum için gurur duyuyorum. Urfa'nın Birecik ilçesindenim, ilçemle gurur duyuyorum, ilimle gurur duyuyorum. Güneydoğuluyum, Güneydoğuyla gurur duyuyorum. Ülkemle gurur duyuyorum. Eşim, Urfa'm ve ülkem olmazsa hakikaten ben nefes alamam, yaşayamam.

EŞİM HAYATTAKİ EN YAKIN ARKADAŞIM

Çok çalışıyorsunuz torunlarınıza, ailenize zaman ayırabiliyor musunuz?

Hiç göremiyorum, özlüyorum. Torunlarım da beni özlüyor, onlar da beni çok seviyor. Zaman zaman eşim arıyor. Bazen cevap veremiyorum, bazen de diyorum uygun değilim daha sonra arayacağım. Yani öyle bir yoğunluk var. Allah razı olsun diyorum yani eşim hakikaten benim hayattaki en samimi, en ciddi ve en yakın arkadaşım. Bu yoğunluk devam edebilir mi? Tabi şu anda bir takım kurma gayreti içerisindeyiz. Şimdi benim bütün amacım almış olduğum bayrağı daha yükseğe çıkarmak.

Sizin bir de şöyle bir ilginç tarafınız var, inanılmaz bir irade ve azim var sizde. Bu ülkenin ve bu ülkenin insanlarının her şeyi başaracağını söylüyorsunuz. Mesela biz bazen Sayın Bakanım bu böyle olmaz falan derken, siz ısrarla bu olacak, bunu bu ülkenin insanı veya biz yapacağız diyorsunuz.

Dünyada başka insanlar başarmışsa, Türk insanı çok daha başarılıdır. Bizim eksiğimiz nedir? Biz kurumsallaşmamışız. Planlı, programlı bir işe yatkınlığımız yok. Ama bakın Sayın Cumhurbaşkanımız 15 yıl içerisinde 2002'den 2017'ye kadar tek başına bir liderin neler yapacağını bütün Türkiye'ye ve dünyaya gösterdi.

Tabi bu bir takım işi. İnsan isterse değiştirebiliyor. Esasında Cumhurbaşkanımızın çalışmalarından örnek alınması lazım, bizim ondan örnek almamız lazım. Biz Avrupa'nın en güçlü ülkesi olmak zorundaydık, olmamız lazımdı. Bu 15 yılı beklemeden Cumhuriyetin kurulduğundan beri.

Büyük Atatürk'e ben teşekkür ediyorum çok güzel şeyler yaptı, ama onun arkasından devamı gelmedi. Bir rahmetli Menderes bir 10 yıl, arkasından bir Özal dönemi, arkasından Recep Tayyip Erdoğan dönemi. Geriye dönüp baktığımda kayıp dönemler var. Eğer o kayıp dönemler olmamış olsaydı yani Menderes, Özal ve Sayın Cumhurbaşkanımızın dönemi gibi diğer dönemler de devam etmiş olsaydı şimdi Türkiye çok farklı bir yerdeydi, yani çok farklı bir Türkiye ortaya çıkabilirdi.


DÜVE VE İNEKLERİNİZİ KESMEYİN BİZE GETİRİN ALALIM

Buradan yola çıkarak anne adayı olan düveyi, ineği ve onun yavrusu olan buzağıyı korumak anlamında çok ciddi çalışmalar başlatıyorsunuz, bunlardan da söz edebilir misiniz lütfen?

2018 yılı buzağı yılı olacak. Buzağıların kayıp oranlarını düşürmek, buzağıları ülkemize kazandırmak istiyoruz. Zaten 750 liraya kadar buzağılara destek veriyoruz. İnşallah 2018 yılında bu konuda projelerimiz ve desteklerimiz devam edecek.

Özellikle küçük aile işletmelerine olan desteklerimizi yakında bütün çiftçi kardeşlerimiz görecekler. Bir de düve ve ineklerin kesimi meselesi var. Şimdi bir anne adayını kesmek kadar rahatsızlık verici bir şey olamaz, yavru dünyaya getirecek, o yavru insanlara hizmet edecek ve o doğuracak. Bu hayvanı kesenler var, bunu ucuz et diye alıp satanlar var, çok vicdansızca görüyorum. Ve inşallah bakın yeni bir uygulama başlatıyoruz. Eğer çiftçi kardeşim elindeki ineği, yani bir anne adayını eğer kısır değilse, doğurmamış bir anne adayını eğer kesecekse lütfen kesmesin, TİGEM'e getirsin biz satın alalım.

ÜCRETSİZ YAPACAĞIZ

Çünkü o daha bizim ülkemize çok hizmet edecek. Yine buzağıların aşısını, veteriner hizmetlerini, küpelerini, hepsini inşallah 1 Ocak 2018'den itibaren ücretsiz yapacağız. Ayrıca, biz doğana ve kesimhaneye gidene de 250 lira destek vereceğiz.

Alt gelir grubundaki vatandaşlarımız için regülasyon amacı ile uygulamaya başladığımız ucuz et satışlarında belki 1 Ocak'tan sonra fiyatı 14,5, 15, 15,5 olan kuşbaşıyı 16 yapabiliriz özel sektörü de rahatsız etmemek kaydıyla, yani 50 kuruş fiyatlarla oynayarak bu regülasyonu sağlarız. 50 kuruşluk bir artışla biz bu sefer üreticiyi de gerçekten zamanında korumuş olacağız.

ÜÇ TARAFIN MUTLU OLACAĞINI BİR FORMÜL UYGULUYORUZ

Sayın Bakanım, eti ucuzlatırken, daha doğrusu ihtiyacı olan alt gelir grubuna uygun fiyatlı et satışını yapmayı sağlarken, aynı zamanda üretimi de arttırmak konusunda, diğer kesimlerin de bundan zarar görmemesi için hassasiyet gösteriyorsunuz. Yani her kesimin kazanmasını istiyorsunuz.

Gerçekten geldiğimiz günden beri bütün bürokrat arkadaşlara bir defa yürekten teşekkür ediyorum. Günde 18 saatin altına düşmedi, hep çalıştık ve onlardan da çok şey öğrendim. Ama şunu inanarak söyledim hep. Bizim bu ithalatı mutlaka ve mutlaka durdurmamız lazım. Biz bu etin ithalatını Allah'ın izniyle durduracağız. Bunun yolları var. İnanmadığım bir şeyi ben söylemem. Ama geçici bir süreliğine insanların et ihtiyacını karşılamak zorundayız. Onun için biz etin fiyatını 29 lira kıyma, yani yarım kilo 14.5, kuşbaşı yarım kilo 15.5 lira yaptık ve piyasa da buna uyum gösterdi.

Ben ilk geldiğim günden beri hem üretici mutlu olacak, hem aradaki sanayici, kasabı, bu işle iştigal eden insanlar mutlu olacak, hem de tüketici mutlu olacak diyorum. Ama birisi çok kazanırken öbürü çok fiyat ödüyorsa, bu doğru değil, ben buna müsaade etmeyeceğimi söyledim. Ama 3 tarafın da mutlu olabileceği bir formülü mutlaka ortaya koyacağımıza, üretici kardeşlerimizin de inanmasını özellikle istirham ettim, hakikaten de süreç oraya doğru gidiyor.

VATANDAŞ 7/24 BİZE ULAŞACAK

Siz her kesimden insanın kolayca ulaşabildiği, dokunabildiği bir siyasetçisiniz. Vatandaş sizden daha çok neler bekliyor Sayın Bakanım?

Ben çok iyi biliyorum ki insanların bizden beklentileri çok yüksek. Benden önceki Bakan arkadaşlarıma da çok teşekkür ediyorum, onlar nasıl samimi bir şekilde çalıştılarsa, benim çalışmam da çok açık, şeffaf, net. İnşallah Tarım Bakanlığını halkla buluşturacağız, çiftçiyle buluşturacağız. Toprağı su ile çiftçimizi bilgi ile buluşturacağız.

Bakanlığımızı da 24 saat açık ve vatandaşlarımızın ulaşabilecekleri bir Bakanlık yapıyoruz. 7 gün 24 saat vatandaşımız, çiftçimiz, üreticimiz, tüketicimiz, sanayicimiz, esnafımız bize yeni bir çağrı numarası ile ulaşacak. Yani bir çiftçinin rahatsızlığı varsa, bu TKDK'nın yapmış olduğu projelerden olabilir, genç çiftçi projelerinden olabilir, neyi varsa açıp anında aynen BİMER gibi bize bildirecek ve biz de gerekli işlemleri yapacağız. Bakanlığımızın iletişim merkezinin ismi de TİMER olacak. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı İletişim Merkezi.

Sayın Bakanım bu güzel sohbet için teşekkür ediyoruz.

Ben teşekkür ediyorum. Çok keyif aldım.

TARIMDANHABER

YORUM EKLE
YORUMLAR
SAYIN BAKAN
SAYIN BAKAN - 3 yıl Önce

Size tavsiyem Tigem deki buzağı ölüm oranını , reforme edilen inek ve düve sayılarını acilen inceletirdim. Sakın ola bu işi kuruma yaptırıp verilen rakamlara güvenmeyin. Yanıltırlar.

- 3 yıl Önce

ital getiriyorsunuz.. çiftçi zarar ediyor elindeki hayvanı kesime gönderiyor kesmeyin biz alalım diyorsunuz. bu nasıl bir şey ben yoksul köylü bunu anlıyamıyor. bunun izahını...

- 3 yıl Önce

Yaptığın en mantıklı açıklı ve en yerinde karar. İnşallah bürokratların engellemez de başarabilirsiniz.

BU mudur
BU mudur - 3 yıl Önce

Sen ülkenin dörtbir yanından gelen hayvanları alıp tigeme mi sokacaksın? Bu ülkede hayvanların en az %50 si brucella ve Tuberculoz hastası. Ki bunları geçtim birsürü bulaşıcı hastalık var. İnsanlar kendi yetiştirdikleri hayvanlarda hastalıktan başını alamıyor bir de toplama hayvan. Hele bak fikre.

banner151

banner251